iktibas

özbilinç başka bir özbilinç için varolduğunda ve varolduğundan dolayı kendinde ve kendi için varolur; yani ancak tanınan varlık olarak vardır...

ekonomik kriz, yahut ...

ekonomik kriz, yahut …

dünya yeni yüzyıla emperyalizmle girerse insanlık yok olacaktı. emperyalizm üretmeden tüketmeyi, uyduruk ürünlerini üretmek için enerji ve doğal kaynakları tüketmeyi abartmıştı, abartıyor. dünya bunu kaldıramadı. 2000′li yıllarda emperyalizm yenilmezse kaynaklar yok olacaktı, açlık her yeri afrika gibi kasıp kavuracaktı. sonra… sonrası malum olmadı insanlığa. sscb, sosyalist blok derken revizyonist de...
romanda betimleme

romanda betimleme

yeni romanlarda, betimlemeler sadece nesneler üzerinedir. uzun betimlemelere rastlanmaz. buna karşılık, kısa tutulan tasvirler son derece ayrıntılıdır. etrafta dolaşan bir kameranın, nesnelere odaklanıyor olduğu hissini yaratır. teknik olarak, klasik romanın, masanın üzerindeki anahtara ulaşabilmek için, betimlemeye evden başlaması, sonrasında, odaya girmesi, odadaki eşyalardan bahsetmesi ve son olarak masaya ve masanın...
tecanüsün takati: mecmua

tecanüsün takati: mecmua

dergi -der(me) kökünden gelmekle birlikte,  emir keykavus’un kabusname’sinde ‘açılıp dürülen sofra’ manasında kullanılır. türkçe’de 1935′te ‘koleksiyon, mecmua’ olarak yerini bulurken, son olarak 1945 tdk düzenlemesiyle ‘çeşitli yazıları bir araya getirek süreli yayın’ olarak net bir şekilde tebliğ edilmiştir. ayrıca her ne kadar kusurlu bir mütenasiplik gösterse de ‘magazin’ kelimesi de...
çağımızın bir kahramanı: peçorin

çağımızın bir kahramanı: peçorin

peçorin, ah peçorin. kim bu adam gibi olmak ister? daha doğrusu, kim peçorin gibi olabilir? poçerin, lermontov’un ezici bir karakteri. aslında bir kahraman değil peçorin; o bir anti- kahraman. bazı yerlerde peçorin’e hak vermemek elde değil. fakat her yönüyle peçorin gibi olmak da büyük bir hata. peçorin kendisine zaafiyeti olduğunu...
kleopatra

kleopatra

nasıl ki son delikanlı çanakkale’de öldüyse, son firavun da mısır’da sarayında öldü. aslında ölmedi. kleopatra aşkı uğruna ölmüş bir kadın değildir. o ne kaçın kurasıdır, ne anasının gözüdür, gözler önüne serelim. kleopatra mö 69′da doğup ms 30 yılında dünyaya gözlerini yummuştur. henüz 17 ya da 18 yaşındayken babasını kaybetmesi üzerine...
fransız devrimi: burjuvazi de savaşır

fransız devrimi: burjuvazi de savaşır

liberalizm dendiği zaman akla ilk gelen şeyler fransız devrimi, özgürlük ve serbest piyasadır. fakat bizi işin tarihi boyutu ilgilendirdiğinden dolayı -bir delorean’ım olmasa da- gelin biraz zamanda yolculuk yapalım… krallık sistemi ve dış politika sonucunun nedensel olarak kavranmasının gereğince halkın yavaşça uyanması… monarşinin -çoğunluğa- işlemeyişinin aşikarlığı soyluları bir araya getirir....
terütaze eserler
an meselesi

an meselesi

adam yürüyor, nereye ve neden yürüdüğünü bilmeden. bir adım atıyor, bir adım daha. adamın gözlerinde cam vakti. nereye bir adım ve neden bir adım daha? yalnız, insanların yüzlerini görebiliyor yürürken. insanlar, yürürken yalnız görünüyor sokakta. sağ ayağını uzatıyor ileri. saçlarının her telini bir başka ayrıntıya savuran ‘kızıl saçlı’ kadının koşarak yanından geçmesi, adamın âşık olmasına...
hakikat

hakikat

her gün yüzlerce hayâl kurarsın ve hiçbiri gerçek olmaz. ama bir gün, bir gerçek yaşarsın, hiçbir hayâle sığmaz. kelime kökeni arapça hak/hakk’tan türeyen hakikat sözcüğüne dayanmakla birlikte gerçek, gerçeklik, doğruluk medlûlünde kullanılır. böyle kullanılır, fakat ikisi birbirini karşılamaz. karşılayamaz. zira farklı medlûlleri olan iki sözcük birbirine benzer olabilir, eşdeğer olamaz. gerçek/gerçeklik; beş duyu organımız ile...
direnmek

direnmek

1960′lardan kalma siyah beyaz bir resimdeki, etrafına sarmaşıklar dolanmış, pencerelerinin önünde boy boy -bol yapraklı ve ucuz- çiçekler olan ahşap bir evdeyim. ve bunun gibi yokuş boyunca yan yana dizilmiş birçok evi düşünün. buradaki yaşam formundan kaçırdığım tek şey yaklaşık olarak yarım asra tekabül eden bir zaman dilimi. biz buna zaman dilimi diyoruz. zamanın akışı...
ağaç dalı kompleksi

ağaç dalı kompleksi

merhaba bay c. bay c, bir aylak. yusuf atılgan’ın zebercet ile birlikte yarattığı en güzel şey. aslında onunki de bir meslek. seyyahın gezmesi, mimarın çizmesi, şoförün araba sürüşü, aşçının yemek yapması ne kadar anormalse, bay c’nin aylaklığı da o kadar garip. aylaklık onun mesleği; fıtratı. bay c çoğu zaman müstesnalık ve heterojen olmakla itham edilip,...
evvel zaman içinde III

evvel zaman içinde III

kurtulması namümkün bir yola girdim. sevas ve ahalisi beni bekliyordu. fekat ben de öyle bir geliyordum ki arkamda dünyanın en güçlü ordusu moğollar ile birlikte dar’ül-âla’ya (sivas) giriyordum. ne sarı, ne kahverengi saçlarımın arasına, buncacık yaşımda sıkıntıdan kelli aklar karışmış. iki arşın, on iki parmaklık boyum sahin dört parmak kısalmıştı, sünmekten. belki de beş karış...
sessiz sedasız

sessiz sedasız

bir sigara yaktı. eskiden çok içerdi. şimdi sadece keyfine varmaya çalışıyor. ‘aman ne manzara’ diye içinden geçiriyor. sigarayı ağzına getirip bir fırt daha alıyor. içerken sigaranın ucuna takılıyor gözü. Bir an için gözünün içinde ateş yanıyor ve sigarayı bırakmasıyla, ateş de yavaşça sönüyor. kısa bir süre sonra kül oluyor. kül tablasına silkiyor. hayatın da böyle...
evvel zaman içinde II

evvel zaman içinde II

bunca ömürlük mazimde felek yüzüme katiyen gülmemiştir. velev ki bu işten nasıl sıyrılayım? efenim, daha önce de söylemiştim, bu mütemmim ve dahi gelecek olanlar evvel vakitde sizleri bulacaktır. netekim bunu okuyorsanız bu vuku bulmuştur da. Sebas’tan kaçışım epey vakid ve zahmet istese de ceman yekûnen muvaffakiyetle neticelendirdik. sebzevatçı idris efendi hakkında, yaban ellerden aldığım duyumlara...
evvel zaman içinde I

evvel zaman içinde I

bu türbe, yüce şeyh ve büyük alim olan allah’ın emirlerine bağlı, faziletli, çok ibadet eden, her şeyi inceleyen, gariplerin hükümdarı, dervişlerin efendisi,  doğunun ve batının kutbu olan fakih ahmet’indir. allah onun yattığı yeri nurlandırsın. böyle yazıyordu ahmet fakih külliye’sinin girişinde. geçmişini bilirim. yüklü â’maller eylemiştir, rahmetli… küçükkene validem işlerini yetiştiremediğinden kelli, şahsıma tıfıl yaşta yazmayı öğretedurdu....
curcuna

curcuna

camlar kapalı. bu gürültü de nereden geliyor?  birileri neşeli bir şeyler çalabilir mi, lütfen? biraz kibarlaşın bayan. bir saniye olsun düşünceli olamaz mısınız? bayan, sayın tüm sıkıntılarınızı; doldurun onları bir camın ardına da birbirlerini kovalasınlar. kaçmayın! hiç kimseden. fakat hiçbiriyle yüzleşmeyin. günaydın. alt komşunuza selam verin, bir daha. kapının girişinde unuttuğunuz şemsiyenizi almak için geri...
zaman ve mekân

zaman ve mekân

“tartışmalar, ölçemediklerimizden doğar.”, böyle diyor Sokrates. evet, onu eleştirmek zor, güzel laflar etmiş üstad. bu belki Platon’un başarısıdır, o ayrı. ben Sokrates’i okurken, saatin tiktakları beni koparıyor kendime kurduğum dünyadan. çok severek almış olmasam çöpe atacağım o saati, ama yapamıyorum. kafam karışıyor iyice. dün geceden kalan buz gibi kahveye takılıyor gözüm, canım sıkılıyor. ne kadar...
bir küçük medya eleştirisi

bir küçük medya eleştirisi

insanların en temel hakkı öğrenme ve haber alma hakkıdır. hiç kimse onları bu haklarından mahrum edemez. insanlar yaratıldıkları  ilk andan itibaren hep öğrenme ve merak güdüsü içindedirler. insanların bu güdülerini tatmin edebilmek için “birileri” tarih boyunca uğraş içinde olmuşlardır. önceleri panayır alanlarına asılan afişlerle daha sonraları kendi elleri ile yazdıkları haber kağıtlarını dağıtarak, insanların bu...
bir romanesk deney II

bir romanesk deney II

marks ve engels sosyalizmin felsefesini oluştururken doğal olarak yaşadıkları topluma ve çağın koşullarına göre kurguladılar. o koşullarda sosyalizme en yakın gördükleri toplumlar ileri kapitalist ülkelerdi (ingiltere, almanya vb). hesaplarında yarı köylü toplumu olan rusya yoktu. daha basit düşünelim. ingiltere, almanya ve fransa 1850′li yıllarda kapitalizm azgın sürecini yaşıyordu. proleterya zincirlerinden başka kaybedecek başka bir şeyi...