adam yürüyor, nereye ve neden yürüdüğünü bilmeden. bir adım atıyor, bir adım daha. adamın gözlerinde cam vakti. nereye bir adım ve neden bir adım daha? yalnız, insanların yüzlerini görebiliyor yürürken. insanlar, yürürken yalnız görünüyor sokakta. sağ ayağını uzatıyor ileri. saçlarının her telini bir başka ayrıntıya savuran ‘kızıl saçlı’ kadının koşarak yanından geçmesi, adamın âşık olmasına...
her gün yüzlerce hayâl kurarsın ve hiçbiri gerçek olmaz. ama bir gün, bir gerçek yaşarsın, hiçbir hayâle sığmaz. kelime kökeni arapça hak/hakk’tan türeyen hakikat sözcüğüne dayanmakla birlikte gerçek, gerçeklik, doğruluk medlûlünde kullanılır. böyle kullanılır, fakat ikisi birbirini karşılamaz. karşılayamaz. zira farklı medlûlleri olan iki sözcük birbirine benzer olabilir, eşdeğer olamaz. gerçek/gerçeklik; beş duyu organımız ile...
1960′lardan kalma siyah beyaz bir resimdeki, etrafına sarmaşıklar dolanmış, pencerelerinin önünde boy boy -bol yapraklı ve ucuz- çiçekler olan ahşap bir evdeyim. ve bunun gibi yokuş boyunca yan yana dizilmiş birçok evi düşünün. buradaki yaşam formundan kaçırdığım tek şey yaklaşık olarak yarım asra tekabül eden bir zaman dilimi. biz buna zaman dilimi diyoruz. zamanın akışı...
merhaba bay c. bay c, bir aylak. yusuf atılgan’ın zebercet ile birlikte yarattığı en güzel şey. aslında onunki de bir meslek. seyyahın gezmesi, mimarın çizmesi, şoförün araba sürüşü, aşçının yemek yapması ne kadar anormalse, bay c’nin aylaklığı da o kadar garip. aylaklık onun mesleği; fıtratı. bay c çoğu zaman müstesnalık ve heterojen olmakla itham edilip,...
kurtulması namümkün bir yola girdim. sevas ve ahalisi beni bekliyordu. fekat ben de öyle bir geliyordum ki arkamda dünyanın en güçlü ordusu moğollar ile birlikte dar’ül-âla’ya (sivas) giriyordum. ne sarı, ne kahverengi saçlarımın arasına, buncacık yaşımda sıkıntıdan kelli aklar karışmış. iki arşın, on iki parmaklık boyum sahin dört parmak kısalmıştı, sünmekten. belki de beş karış...
bir sigara yaktı. eskiden çok içerdi. şimdi sadece keyfine varmaya çalışıyor. ‘aman ne manzara’ diye içinden geçiriyor. sigarayı ağzına getirip bir fırt daha alıyor. içerken sigaranın ucuna takılıyor gözü. Bir an için gözünün içinde ateş yanıyor ve sigarayı bırakmasıyla, ateş de yavaşça sönüyor. kısa bir süre sonra kül oluyor. kül tablasına silkiyor. hayatın da böyle...
bunca ömürlük mazimde felek yüzüme katiyen gülmemiştir. velev ki bu işten nasıl sıyrılayım? efenim, daha önce de söylemiştim, bu mütemmim ve dahi gelecek olanlar evvel vakitde sizleri bulacaktır. netekim bunu okuyorsanız bu vuku bulmuştur da. Sebas’tan kaçışım epey vakid ve zahmet istese de ceman yekûnen muvaffakiyetle neticelendirdik. sebzevatçı idris efendi hakkında, yaban ellerden aldığım duyumlara...
bu türbe, yüce şeyh ve büyük alim olan allah’ın emirlerine bağlı, faziletli, çok ibadet eden, her şeyi inceleyen, gariplerin hükümdarı, dervişlerin efendisi, doğunun ve batının kutbu olan fakih ahmet’indir. allah onun yattığı yeri nurlandırsın. böyle yazıyordu ahmet fakih külliye’sinin girişinde. geçmişini bilirim. yüklü â’maller eylemiştir, rahmetli… küçükkene validem işlerini yetiştiremediğinden kelli, şahsıma tıfıl yaşta yazmayı öğretedurdu....
camlar kapalı. bu gürültü de nereden geliyor? birileri neşeli bir şeyler çalabilir mi, lütfen? biraz kibarlaşın bayan. bir saniye olsun düşünceli olamaz mısınız? bayan, sayın tüm sıkıntılarınızı; doldurun onları bir camın ardına da birbirlerini kovalasınlar. kaçmayın! hiç kimseden. fakat hiçbiriyle yüzleşmeyin. günaydın. alt komşunuza selam verin, bir daha. kapının girişinde unuttuğunuz şemsiyenizi almak için geri...
“tartışmalar, ölçemediklerimizden doğar.”, böyle diyor Sokrates. evet, onu eleştirmek zor, güzel laflar etmiş üstad. bu belki Platon’un başarısıdır, o ayrı. ben Sokrates’i okurken, saatin tiktakları beni koparıyor kendime kurduğum dünyadan. çok severek almış olmasam çöpe atacağım o saati, ama yapamıyorum. kafam karışıyor iyice. dün geceden kalan buz gibi kahveye takılıyor gözüm, canım sıkılıyor. ne kadar...
insanların en temel hakkı öğrenme ve haber alma hakkıdır. hiç kimse onları bu haklarından mahrum edemez. insanlar yaratıldıkları ilk andan itibaren hep öğrenme ve merak güdüsü içindedirler. insanların bu güdülerini tatmin edebilmek için “birileri” tarih boyunca uğraş içinde olmuşlardır. önceleri panayır alanlarına asılan afişlerle daha sonraları kendi elleri ile yazdıkları haber kağıtlarını dağıtarak, insanların bu...
marks ve engels sosyalizmin felsefesini oluştururken doğal olarak yaşadıkları topluma ve çağın koşullarına göre kurguladılar. o koşullarda sosyalizme en yakın gördükleri toplumlar ileri kapitalist ülkelerdi (ingiltere, almanya vb). hesaplarında yarı köylü toplumu olan rusya yoktu. daha basit düşünelim. ingiltere, almanya ve fransa 1850′li yıllarda kapitalizm azgın sürecini yaşıyordu. proleterya zincirlerinden başka kaybedecek başka bir şeyi...
tefsir