liberalizm dendiği zaman akla ilk gelen şeyler fransız devrimi, özgürlük ve serbest piyasadır. fakat bizi işin tarihi boyutu ilgilendirdiğinden dolayı -bir delorean’ım olmasa da- gelin biraz zamanda yolculuk yapalım…
krallık sistemi ve dış politika sonucunun nedensel olarak kavranmasının gereğince halkın yavaşça uyanması… monarşinin -çoğunluğa- işlemeyişinin aşikarlığı soyluları bir araya getirir. buluşmada ‘mülk sahiplerinden vergi alınması gerektiği’ kararı çıkınca soylular 175 yıldır toplanmayan parlementoyu tekrar bir araya getirirler. o zamanlarda jose alfonso pierre mounebart (boşuna aramayın) adındaki bir soylu ‘kuzguna yavrusu şahin görünürmüş’ diyerek, parlementoya olan tepkisini dile getirecekti amma naçar. burjuvazi/tüccarlar 18. yüzyılda dış ticaret gelirini kat be kat arttırınca ‘ulan soylular götlerini deviriyor, biz parayı nakış gibi işliyoruz ama yine de onlar kadar hakkımız yok’ diyerek soylulara ve krallığa karşı tepkilerini koymaya başladılar.
devrim, neden başka bir ülkede değil de fransa’daydı?
bunun sebebi çok açık. 18. yüzyıldaki ulus anlayışı fransa’dan başka hiçbir avrupa, doğu veya ortadoğu ülkesinde yoktu. zira monarşi fransa’da yüzyıllardır tek hakim sistemdi.
fakat artık orta sınıf uyanmıştı ve rönesans fırsatçılığını bir adım daha öteye götürmekte kararlıydı, burjuvazi. *bir noktada ülkemizdeki son anayasa değişikliğine de benzetilebilinir* ve sonunda orta sınıf monarşiye savaşını alenen açmış oldu ve bununla birlikte bazı isteklerde bulunuldu. bunlar;
* bir anayasa ile birlikte monarşinin bazı yönlerinin değiştirilmesi
* basın özgürlüğü
* iç gümrük engelinin kaldırılması
* vergilerin azaltılması
‘iç gümrük engelinin kaldırılması’ isteği, isyandaki burjuva karakterini gözler önüne seriyor. ardından halk ayaklanarak bastille hapisanesini yakıp yıktı ve ardından ‘insan ve yurttaş hakları bildirisi’ yayınlandı. 1791′de anayasa yürürlüğe girdi. her şey tıkırında ilerliyordu.
fransızca’dan tam olarak çevirisini yapamayacağım ama devrimciler soylulara ‘dağılın arkadaşlar, eğlence bitti’ makamında bir şeyler söylediler. böyle bir sistemde barınamayacağını anlayan soylular, mülteci olarak avrupa’nın diğer ülkelerine yerleştiler ve burada ‘fransız devrimi’ne karşı, ‘karşı bir devrim’ başlatmak için kolları sıvadılar. bazı avrupa ülkerlerine haberler uçtu. pastayı halka ilk arz eden marie antoniette, kardeşine haber uçurup ‘bizim çocuklar başaramadı’ diyecekti. ardından kardeşi de ‘bacımsın’ diyerek silahlı ordularını ve diğer avrupa ülkelerinin de desteğini alarak devrimcilere karşı savaşacaklardı. tabi bu sırada burjuvazi de liberal aristokratlar ve kral ile her ne yapıp da aralarını iyi tutma çabasına girdiyseler de bunlar sonuç vermeyince ‘ulan ben sizin çatalınızla bıçağınızla uğraşamam’ diyerek -ve tabi kendilerine karşı avrupa’nın savaş açacağı istihbaratını da alınca- avusturya ve prusya’ya karşı savaş ilan ederek ‘savaş öyle değil, böyle açılır’ dediler. dış tehdilere karşı kollektifleşmek ve programatik bir güzergah izlemek gerekiyordu. bunu da önderleri robespierre olan jakobenler yapacaktı. artık silahlanmanın, direnişin ve ters taarruzun zamanıydı. fransa bütünlüğünü ve devrimi korumayı başardığı gibi, topraklarının da dışına çıkarak bazı avrupa ülkelerinin birçok bölgesini istila etti.fakat jakobenlerin terör rejimi artık kaldırılabilir değildi. rejim gün geçtikçe daha da despotlaşıp, diktalaşıyordu.
fransız devrimi’nde konvansiyon, despot rejime dönünce halk -alt tabaka- bu sefer yeni diktaya karşı ayaklandı ve bunun sonucunda ise bitmek bilmeyen idamlar başladı. bu dönemdeki idam edilenlerin %70′inin köylü ve işçi olması ise, bütün gerçeği gözler önüne seriyor. fakat halk yine de istediğini aldı ve 1795 yılında rejim yıkıldı ve anayasal cumhuriyet kuruldu.
fetihler devam etti. fakat boyutları gün geçtikçe değişiyordu. ‘özgürlük savaşı’nın yerini yağma, talan, ele geçirme savaşı almıştı. netekim anayasal cumhuriyet de bu ve ‘köylü ve işçi’nin yine yok görülmesi kaidesiyle 4 yıl sonra son buldu.
olayın tarihsel boyutu böyle. insani değerler ve özgürlük adına sürdürülen savaş, tam olarak bir fırsatçılık savaşıdır. evet, fransız devrimi’ndeki ‘insan hakları bildirgesi’ olsun, liberalizm ile yedirtilmeye çalışılan -özünde ekomonik- özgürlük olgusu olsun, bunlar 19. ve 20. yüzyıldaki birçok olayın ve devrimin sebebi niteliğinde olacaktır.
hegel’in de dediği gibi; özgürlük dendiği zaman, aslında doğrudan doğruya özel çıkarlardan söz edilip edilmediğine iyice dikkat etmek gerekir.

1 tefsir
hasan özcan dedi ki:
Ağu 8, 2011
öncelikle şunu belirtmekte faide görüyorum. sizlere teşekkürümü arz ediyorum. insanların günlük yaşamın safsatalarında bunaldığı şu zamanda yazılarınızla bizleri rahatlatıyorsunuz, siberalemde okunacan birşeyler görmek bizi mutlu ediyor. umarım herşey istediğiniz gibi olur..