nasıl ki son delikanlı çanakkale’de öldüyse, son firavun da mısır’da sarayında öldü. aslında ölmedi. kleopatra aşkı uğruna ölmüş bir kadın değildir. o ne kaçın kurasıdır, ne anasının gözüdür, gözler önüne serelim. kleopatra mö 69′da doğup ms 30 yılında dünyaya gözlerini yummuştur. henüz 17 ya da 18 yaşındayken babasını kaybetmesi üzerine kardeşi -bilmem kaçıncı ptolemy- ile birlikte mısır tahtının varisi oldular. mısır geleneğine göre abla kardeş ülkeyi karı koca olarak yöneteceklerdi. gel gör ki güzel kardeşim, henüz hükümdarlıklarının üçüncü yılllarında kardeş ptolemy, kız kardeşini sürgüne gönderdi. tabi kleopatra kararlı, haşin, tuttuğunu koparan, cazibeli, ‘boliçe’ huylu bir matmazeldi. bunun üzerine hemen mısır sınırındaki suriye’de bir ordu topladı. kleopatra zeki, çevik ve ahlaklı oluşunun yanında kiraz dudaklı, serçe kulaklı, okka burunlu, sürme gözlü, saçları başak sarısı, ayakları kedi patisi kadar narin, elleri bir pamuğun fiziksel verilerindeki sayılar kadar hafif ve yumuşaktı. narin omuzları üzerinde, o şaşaalı kafasını taşıyamayacaktı sanki -ama taşımış. (ya da ben çok sallıyordum fekat inanın öyleydi!) hulâsa, çekici ve baştan çıkarıcı bir kadındı. hatta erkekler peşinde o kadar koşuyordu ki, onları defetmek için günde üç diş sarımsak yerdi.
caesar ve roma ordusu iskenderiye’yi ele geçirdikten hemen sonra kleopatra kendini bir halının içine rulo halinde sararak şehre girdi. oradan da saraya girince -ceasar’ın huzurunda- sergilenmek amacıyla açıldı ve mısırlı dilber içinden çıktı. birçokları kleopatra ve caesar’ın o geceden birbirlerine abayı yaktığını söylemekte. zaten saray içinde de dedikodular bu ahvali doğruluyor. hal böyle olunca kleopatranın ‘başarısı’ da kardeşi ptolemy’ye derhal ulaştı. böylece ptolemy’nin de suyu ısınmaya başladı. altı ay süren iskenderiye savaşında ptolemy roma ordusuyla -doğal olarak- baş edemeyince çareyi kaçmakta buldu. bu sırada nil nehrinde geçmesi gerekiyordu mamafih geçemedi ve boğularak can verdi.
kleopatra, kolları sıvamış tahta geçecekken -bir anda- bir kardeşinin daha olduğu aklına dank etti. bu da bilmem kaçıncı ptolemy idi. küçük kardeşle tahtı paylaşacaklardı. o da biraz bu olayın asabiyetiyle, hem de caesar’la olan ateşli aşkları hasebiyle sevgilisiyle nil’de 2 ay kadar gemiyle gezi yaptı. sonra caesar ‘kleo, benim çoluk çocuk evde bekler, memleket beni bekler, calpurnia beni gebertir. yasak aşk da bir yere kadar güzelim. kal sağlıcakla’ dedi ve geziye son verip ülkesi roma’ya geri döndü. ama kleopatra lucifer gibi bir şeydi. caesar’ı bu kısa sürede kendine ‘sırıl sıklam aşık -olsam’ etmişti. caesar bir süre sonra kleopatra’ya bir mektup göndererek onu roma’ya aldırmak istediğini beyan etti. kleopatra da pılını pırtını toplayarak roma’ya gitti. gitmez olaydı ki calpurnia küplere bindi. halk da bu düstursuz ilişkiyi konuşuyordu. dedikodular tazeliğini yitirmemişti ki bir de ortaya ceasarion çıktı. küçük caesarion kleopatra ve caesar’ın oğluydu. dedikodular devam ededursun, roma gün geçmiyordu ki biraz daha büyümesin. kleopatra bu gazla büyük iskender’in de hayali olan dünya hükümdarlığını kurmak için hedefe biraz daha yaklaşmıştı. lakin caesar hiç beklenmedik bir anda ölmüştü -enazından kleopatra için bir şok olmuştu bu. calpurnia ‘geldiği gibi gider’ vecizesini kleopatra’ya ithaf etmişti, kleopatra caesar’ın ölümünden sonra roma’dan kaçınca. sonraları bu vecize deformasyon ve dejenerasyonlara uğrayarak ‘geldikleri gibi giderler’ şeklinde söylenmiştir, çok bildiğimiz bir zat tarafından (burada salladım ama inandırıcı oldu).
sonra roma imparatorluğu doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrıldı. batı roma octavio’nun, doğu roma ise marcus antonius’undu. aynı zamanda antonius caesar’ın en yakın dostu ve silah arkadaşıydı. marcus bir takım politik (yersen) sebeplerden ötürü mısır’a kleopatra’yla görüşmeye gitti (gidiş o gidiş). tabi son delikanlı da iskenderiye’de öldüğü için o da -can dostunun eski lavuklusu- kleopatra’ya aşık oldu ve uzun bir süre de seviştiler. antonius yarım yıl kadar mısır’da kaldı. bu sırada antonius’la da bir tekne gezisine çıktılar. kleopatra teknenin içinde aşk tanrıçası venüs kılığındaydı (alçaktan gel). altın bir karyolaya uzanmış, cupis kostümlü oğlan hizmetçilerce yelpazeleniyordu. değmesinlerdi keyiflerine lakin antonious’un da yönetmesi gereken bir imparatorluk vardı ve roma’ya geri döndü. bu sırada antonious’tan da iki çocuk sahibi oldu -selene ve helios adında. kleopatra sevgilisini görmeden dört ya da beş yıl geçirdi. bu sırada da antonious evlenmişti. yeni karısı octavia gaius’un ta kendisiydi. yani batı roma imparatoru octavian’ın kız kardeşi. lakin aşk laftan anlamıyordu. antonious’un kalbi mısırda kalmıştı.
bir süre sonra antonious’un sabrı tükendi. romalı karısını terk ederek bir daha geri dönmemek üzere mısır’a gidip kleopatra’yla evlendi. kısa bir süre sonra bir çocukları daha oldu. tavşan gibiydiler. antonious kıbrıs, girit, suriye ve daha önceleri de büyük iskender’in elinde bulundurduğu geniş toprakları kleopatra’ya verdi. octavian bunu duyunca sabrı taştı ve bütün birlikleriyle mısır’a yol aldı. mö 31 yılında actium savaşı gerçekleşti. roma imparatorluğu her yeri talan etti. kleopatra ise arkasına bakmadan savaş alanında 60 gemilik filosuyla firar etti. antonious ise ordusunun isterlerse kleopatra’yla gitmesini söyledi. evet, onlar da gitti. antonious’un eli kolu bağlanmış, suratı beş karış kara kara düşünürken kleopatra ise romayı işgal planlarına başlamıştı.
antonious kleopatra’nın onu yüzüstü bırakıp kaçmasını hazmedemeyince ilk otobüsle iskenderiye’ye gitti ve bütün halka kleopatra’nın ona ihanet ettiğini haykırdı. korkudan götü ağzına gelen kleopatra’da saklanarak hizmetkarlarına kendisinin öldüğünü beyan etmelerini tembih etti. tabi antonious da bunu yedi. vallahi yedi. sonra bu azaba dayanamayarak kendini öldürme teşebbüsünde bulunarak, kalbine bıçak sapladı. lakin bunu bile becerememişti. ölmemdi ve sakat kaldı, garip antonious. sakat haliyle bir de kleopatra’nın halen daha yaşadığını öğrendi. dünyalar başına yıkılmıştı ama olsundu. o bir kez daha kleopatra’yı görmeliydi, ölmeden önce. birkaç yardımsever türk genci(?) (sallıyorum. ben ne bileyim kim?!) onu alıp kleopatra’ya götürdü. söylenenlere göre de kleopatra’nın kucağında can vermiş (hepten boku çıktı hikayenin ama ben tarihin yalancısıyım).
kleopatra artık sonunun geldiğini sezinlemişti. octavian onu bulduğu yerde zincirleyerek roma’ya getirecek ve sokaklarda süründüre süründüre gezdirecekti. bu olmamalıydı. kleopatra da son bir yemek ziyafeti hazırlattı sarayda, octavian gelmeden önce. saraya bir incir sepetinin içinde zehirli bir yılan sokturdu. octavian geldiğinde kleopatra kendi kaderine kendi sonunu hazırlamıştı bile.
böylece kleopatra mısır’ın son firavunu oldu; onun ölümünden sonra mısır bir roma eyaleti oldu. caesar’ın oğlu küçük caesarion, octavian’a tehdit oluşturmaması için öldürüldü. kleopatra’nın hayatta kalan 3 çocuğu (yani antonious’tan olan çocuklar) eğitilmek üzere roma’ya götürüldü. kızı selene roma’da eğitim alıp yaşamını sürdürürken moritanya kralıyla evlendi ve kraliçe oldu. iki de çocuk yapmış deyyuslar. kleopatra’nın oğulları alexander ve -ne idüğü belirsiz- ptolemy ise ne haltlar karıştırmış, inanın hiçbir bilgi yok.

nazım öztürk

hep öze erişmek için debelendim, neticede henüz bir cevher bulamadım. öyleyse 'henüz' bir neticeden de bahsedemem. 'bahis'ten konu açılmışken herkes beş tutsun. zira fütuhat, bizi alçakça ele geçiren bir taksirattır.