adam yürüyor, nereye ve neden yürüdüğünü bilmeden. bir adım atıyor, bir adım daha. adamın gözlerinde cam vakti. nereye bir adım ve neden bir adım daha? yalnız, insanların yüzlerini görebiliyor yürürken. insanlar, yürürken yalnız görünüyor sokakta. sağ ayağını uzatıyor ileri. saçlarının her telini bir başka ayrıntıya savuran ‘kızıl saçlı’ kadının koşarak yanından geçmesi, adamın âşık olmasına sebep. bunun için, dönüp bakmıyor ardına ve sağ tabanının yere değmesinin verdiği rahatlıkla, sol ayağını uzatıyor ileri. yer tanrıçasına taparmış gibi, sanki bütün işi gücü yürümekmiş gibi yürüyor adam. insanlar bir adım daha büyüyor.

bir dilenci sarılıveriyor birden omuzlarına. metal nefesiyle ayininin sonunu fısıldarken dilenci, adam çoktan atmış oluyor diğer adımını. dilencinin yere kapaklanmasına aldırmıyor insanlar. adamın omzunda yüzlerce bozuk para ağırlığı, aldırmıyor. kentin meydanındaki saatin gonglarının duyulması, daha çok ilgilendiriyor onu. adımlarını gonglara göre atarken buluyor kendisini. saatine bakıyor. yine geri kalmış meret. fakat; insanın geç kalacak bir yeri olmadıktan sonra, farketmiyor saatinin geri kalması zamana, diye geçiriyor içinden. her gonga iki adım sığdırıyor. üçüncü gonga adadığı ilk adımla birlikte, tabanlarından yükselen bir ateş yığını, yakarak içini, dışarı atıyor kendisini. ateşin kutsal karanlığı bürüyor maddenin ağırlığını.

kıpkızıl karanlığın ritüeli: yürümek ibadeti.

unutmak nokta koymaksa, hatırlamak çengele asmaktır noktayı.

hatırlıyor. yürüdükçe bedenine yeniden kavuşmuş ve bastığı yeri yitirmekle ödemişti bunun bedelini. yerin güvencesini tamamen silip attığında kafasından, bir insan belirmişti hemen gerisinde. insan bir aynanın önünde. cinsiyeti çocuk. ayna düşlerinden büyük bir insan. adam ona doğru yürümüş ve aynanın öbür yüzü olmuştu. çocuk, karşısında geleceği görmeye dayanamadığından olacak, alaşağı etmişti hepsini. kırılan aynanın tuz-buz sesine karışmıştı bir haykırışın dizeleri: aynayı ben kırmadım, anne. fazla büyüktü. taşıyamadı kendisini. söyledim ya, ben kırmadım aynayı!

çocuk, sessizlikten yararlanıp, yerden topladığı geçmiş ve gelecek kırıntılarıyla yarattı şimdiki anı avuçlarında. ardından, bir keman yığınına geldi konuşma sırası: ‘sen kırdın, sen!’. yavaş yavaş yükseldi notaların tonu, azaldı kemanların sayısı. çift ses ve çok tiz bir nota, sinir bozmayacak kadar tiz. tek keman ve ardından kopan telin sesi, son notanın kırılması, kırılma notasının habercisi.

adam bilemiyordu. nasıl geçer bir uğursuzluğun ihaneti ya da bir yara, kaç mevsim yüzü görür en çok?

adam elinde olmadan bağıracaktı, göstererek çocuğu. hangi kulağın duyacağına aldırmadan: ‘ben aynaya dokunmadım bile! isterseniz ona sorun’. adamın eli oyuncak bir tabanca, işaret parmağı ise tabancanın namlusu. ses asılı kalacaktı bütün zamanlarda.

ve üçüncü gongun ikinci ve son adımını atmıyor adam.

olduğu yerde duruyor şimdi. gözleri, çocuğun durduğu yere bakınıyor hala. işaret parmağının ucunda, yere serili dilenci. dilencinin düşleri ince ve daha sonra kilitli gözlerinde bulunacak bir asilin parmak izleri. anlamıyor adam. her iki tarafından insanlar geçiyor. dilenciyi gösteren elinin alt üç parmağıyla kapattığı avucunda bir sızı hissediyor. sızıyor küçük bir kan damlası. avucunun içinde ayna kırıkları.

ve olduğu yerde duruyor bir adamla bir dilenci.
bilinmiyor, hangisi ölü, hangisi diri. bir an ne kadar sürer, bilinmiyor.
lakin; yine de aynalarda sevişiyor insanlar kendileriyle, okşayarak kenarındaki işlemeleri.

biliyorum. üzücü ama gidin lütfen. içinizin enkazında da canlı aramayı bırakın artık. her şey o an güzeldi.

ekrem raci

çok zamanı olmayan, fazlaca üreten, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji. şahsiyetli atom karınca. akademik kariyere sahip sosyolog. aslında her şeyden bir parça, fakat hiçbir şeyden tam olmayan çoban salatası. bir de kendisinden ikinci tekil şahıs olarak bahsetmek pek hoşuna giden.