yeni romanlarda, betimlemeler sadece nesneler üzerinedir. uzun betimlemelere rastlanmaz. buna karşılık, kısa tutulan tasvirler son derece ayrıntılıdır. etrafta dolaşan bir kameranın, nesnelere odaklanıyor olduğu hissini yaratır. teknik olarak, klasik romanın, masanın üzerindeki anahtara ulaşabilmek için, betimlemeye evden başlaması, sonrasında, odaya girmesi, odadaki eşyalardan bahsetmesi ve son olarak masaya ve masanın üzerindeki anahtara gelmesi mümkün iken, yeni romanda evden bahsedip, içeri girdiğini öğrendiğimizde, anlatıcının gözüne çarpan, doğrudan masanın üzerindeki elma olabilmektedir. yeni romanda nesneler sadece varoldukları için, o andaki görünüşleriyle ve algılanışlarıyla betimlenirler. algılandıkları şekilleriyle aktarılırlar.
alain robbe-grillet ‘yeni roman’ adlı eserinde, ”eskiden betimleme varolan bir gerçekliği yeniden kurduğunu ileri sürerdi; şimdi ise, kendi gerçeğini yaratıyor. eskiden betimleme eşyayı göstermek için kullanılırken, şimdi ise onları yok etmeye çabalıyor” der. İşte bu teknik, aslında gerçekliği kurma çabasındansa, onu yok edip, yerine yenisini kurma hatta kendi kendisini kurmasına izin verme girişimidir.
bir diğer açıdan mehmet rifat, çevirisini yaptığı michel butor’un ‘roman üstüne denemeler’ adlı eserinin başlangıç bölümü için yazdığı ‘yeni roman, michel butor ve roman üstüne denemeler’ adlı yazısının ‘yeni romanın düşünsel temelleri’ adlı bölümünde yeni romanın betimleme tekniği ile ilgili şunları söyler:
“yeni romancıların betimlemeye yönelmelerinin düşünsel temelindeki nedense, ancak gerçek anlamdaki bir yazı tekniğinin dünyadaki nesneleri yakından tanımayı, kavramayı, sınırlarını belirlemeyi başarabileceği inancıydı. zira bu dünya ne yeterince anlamlıydı ne de saçma, yalnızca vardı. en önemli özelliği de var olmasıydı, öyleyse varolan tanınmalı, betimlenmeliydi.”
roman, bugün geldiği noktada çok daha hızlı ve insafsız. edebiyatın hayatın, insanoğlunun yaşam biçiminin bir yansıması olduğu gerçeği, romanda, öyküde yapılan tasvirlerle dahi gün yüzüne çıkıyor. her şeyin hızla tükendiği bir çağda, klasik romanlar halen gücünü korumaya devam ediyor. demek oluyor ki, bir diğer noktada insanoğlu geçmişine özlem duyuyor.
