dünya yeni yüzyıla emperyalizmle girerse insanlık yok olacaktı. emperyalizm üretmeden tüketmeyi, uyduruk ürünlerini üretmek için enerji ve doğal kaynakları tüketmeyi abartmıştı, abartıyor. dünya bunu kaldıramadı. 2000′li yıllarda emperyalizm yenilmezse kaynaklar yok olacaktı, açlık her yeri afrika gibi kasıp kavuracaktı.
sonra… sonrası malum olmadı insanlığa. sscb, sosyalist blok derken revizyonist de olsa adı sosyalist olan bir sistem dağıldı. emperyalistler uzun yıllar zafer çığlıklarıyla inletti garbın ve şarkın afakını. marks ve engels’in kemiklerini sızlatacak kadar ağır laflar edildi. marksist olduğunu söyleyen bir çok kişi kapitalizmin ilericiliğini keşfetti. devrimlerin sürdüğü gelişmenin arttığı üzerine teoriler yapıldı. fakat kapitalist bunalımın nisbi rahatlamalar dışında sürekliliği bir gerçekti. bu gerçeğin genellikle finans hareketleriyle gizlendiği yeni sürece yeni sömürgecilik demiştik.
1950-1990 yılları arasında 40 yıllık yeni sömürgecilik biçiminin tıkandığı o dönemde emperyalizmin ideologları tarafından sık sık dile getirilmeye başlanmıştı. ‘yeni dünya düzeni’ belirlemesinin 1990-1991 körfez savaşıyla gündem olduğunu birçoğumuz anımsar. sosyalist bloğun dağılması ve revizyonist sistemlerin çöküşü sosyalizmin bitişi olarak dünyaya ilan edildiğinde emperyalistler yeniden nisbi rahatlığın rehavetine kapılmışlardı. yeni dünya düzeni dünyanın enerji kaynaklarına saldırmaya başlamıştı. saldırılan petrol havzalarıydı. dünyayı petrole ve petrol ürünlerine mahkum eden, yarattıkları üretim biçimiydi. bu kepazelik f. castro’nun 1990′da yayınlanan ‘dünya bunalımı’ kitabında detaylı istatistiklerle anlatılmıştı. silahlanmanın ve savaş sanayinin dünyayı nasıl tükettiğini yazıyordu. dinlemediler. yeni bir kalkınma modelini parlatarak sundular. ‘üretmeden tüketmek’. sürdürebilir kalkınma ve globalizm safsatalarıyla ‘hizmet sektörü’ diyerek tüketimi ilahlaştırdılar. büyümeyi silah sanayii, hizmet sektörü, borsa gibi gerçeklikle ilgisi olmayan alanların rakamsal açıklamalarına indirgediler.
çokuluslu şirketler ve uluslararası finans kurumlarının empoze ettiği ölçülerle bu tür kalkınma, dünyaya ideal gibi sunuldu. doğal ne varsa ortadan kaldıracaklar. neo-liberalizm ve kapitalist globalizasyon kavramı, sermayenin büyük miktarlarda bir ülkeden diğerine, bir bölgeden diğer bölgeye transferini engelleyen tüm engellerin kaldırılması demektir. en zengin ve en gelişmiş ülkelerin yararına, çokuluslu şirketlerin elinde olan dünya pazarlarının azami ölçüde geliştirilmesidir. ileri teknoloji ve modern iletişim araçlarıyla yapılan borsa ve döviz işlemleri, gerçek ticari işlemlerden çok daha fazladır ve tek hedefi, hiçbir şey üretmeden, kendini zenginleştirmektir.
diyor, fidel castro. bu tür kalkınma sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. kendilerinin de şaşkınlıkla izledikleri kriz sanal değil gerçektir (kaldı ki bazı sosyalist iktisatçılar bile bu krizi ‘her zamanki kapitalist bunalımlardan’ olarak yorumluyorlar ve ciddiye almıyorlar). Yeni dönemde yeni dalgalar/dalgalanmalar beklenebilir.


1 tefsir
machoco dedi ki:
Ara 5, 2011
çok uluslu şirketler ve bunları yönettiği dünyada (ayaklar baş olmuş) bize de avuç yalamak, bataklıkta yaşamak düşer. işin garip yani halen emperyalizmin ‘daha iyi bir dünya için’ fasilitesi iş yapıyor ya… ilçinç doğrusu.