an meselesi
adam yürüyor, nereye ve neden yürüdüğünü bilmeden. bir adım atıyor, bir adım daha. adamın gözlerinde cam vakti. nereye bir adım ve neden bir adım daha? yalnız, insanların yüzlerini görebiliyor yürürken. insanlar, yürürken yalnız görünüyor sokakta. sağ ayağını uzatıyor ileri. saçlarının her telini bir başka ayrıntıya savuran ‘kızıl saçlı’ kadının koşarak yanından geçmesi, adamın âşık olmasına...
direnmek
1960′lardan kalma siyah beyaz bir resimdeki, etrafına sarmaşıklar dolanmış, pencerelerinin önünde boy boy -bol yapraklı ve ucuz- çiçekler olan ahşap bir evdeyim. ve bunun gibi yokuş boyunca yan yana dizilmiş birçok evi düşünün. buradaki yaşam formundan kaçırdığım tek şey yaklaşık olarak yarım asra tekabül eden bir zaman dilimi. biz buna zaman dilimi diyoruz. zamanın akışı...
evvel zaman içinde III
kurtulması namümkün bir yola girdim. sevas ve ahalisi beni bekliyordu. fekat ben de öyle bir geliyordum ki arkamda dünyanın en güçlü ordusu moğollar ile birlikte dar’ül-âla’ya (sivas) giriyordum. ne sarı, ne kahverengi saçlarımın arasına, buncacık yaşımda sıkıntıdan kelli aklar karışmış. iki arşın, on iki parmaklık boyum sahin dört parmak kısalmıştı, sünmekten. belki de beş karış...
sessiz sedasız
bir sigara yaktı. eskiden çok içerdi. şimdi sadece keyfine varmaya çalışıyor. ‘aman ne manzara’ diye içinden geçiriyor. sigarayı ağzına getirip bir fırt daha alıyor. içerken sigaranın ucuna takılıyor gözü. Bir an için gözünün içinde ateş yanıyor ve sigarayı bırakmasıyla, ateş de yavaşça sönüyor. kısa bir süre sonra kül oluyor. kül tablasına silkiyor. hayatın da böyle...
evvel zaman içinde II
bunca ömürlük mazimde felek yüzüme katiyen gülmemiştir. velev ki bu işten nasıl sıyrılayım? efenim, daha önce de söylemiştim, bu mütemmim ve dahi gelecek olanlar evvel vakitde sizleri bulacaktır. netekim bunu okuyorsanız bu vuku bulmuştur da. Sebas’tan kaçışım epey vakid ve zahmet istese de ceman yekûnen muvaffakiyetle neticelendirdik. sebzevatçı idris efendi hakkında, yaban ellerden aldığım duyumlara...
evvel zaman içinde I
bu türbe, yüce şeyh ve büyük alim olan allah’ın emirlerine bağlı, faziletli, çok ibadet eden, her şeyi inceleyen, gariplerin hükümdarı, dervişlerin efendisi, doğunun ve batının kutbu olan fakih ahmet’indir. allah onun yattığı yeri nurlandırsın. böyle yazıyordu ahmet fakih külliye’sinin girişinde. geçmişini bilirim. yüklü â’maller eylemiştir, rahmetli… küçükkene validem işlerini yetiştiremediğinden kelli, şahsıma tıfıl yaşta yazmayı öğretedurdu....
curcuna
camlar kapalı. bu gürültü de nereden geliyor? birileri neşeli bir şeyler çalabilir mi, lütfen? biraz kibarlaşın bayan. bir saniye olsun düşünceli olamaz mısınız? bayan, sayın tüm sıkıntılarınızı; doldurun onları bir camın ardına da birbirlerini kovalasınlar. kaçmayın! hiç kimseden. fakat hiçbiriyle yüzleşmeyin. günaydın. alt komşunuza selam verin, bir daha. kapının girişinde unuttuğunuz şemsiyenizi almak için geri...
zaman ve mekân
“tartışmalar, ölçemediklerimizden doğar.”, böyle diyor Sokrates. evet, onu eleştirmek zor, güzel laflar etmiş üstad. bu belki Platon’un başarısıdır, o ayrı. ben Sokrates’i okurken, saatin tiktakları beni koparıyor kendime kurduğum dünyadan. çok severek almış olmasam çöpe atacağım o saati, ama yapamıyorum. kafam karışıyor iyice. dün geceden kalan buz gibi kahveye takılıyor gözüm, canım sıkılıyor. ne kadar...

tefsir