<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>evvel zaman içinde</title>
	<atom:link href="http://evvelzamanicinde.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://evvelzamanicinde.net</link>
	<description>fiktif mecmua  /  anti intelijansiya</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 May 2012 12:10:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>metazori meyiller</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/metazori-meyiller/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/metazori-meyiller/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 May 2012 11:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fahri sertoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[eskizler]]></category>
		<category><![CDATA[argo]]></category>
		<category><![CDATA[asortik]]></category>
		<category><![CDATA[huzur]]></category>
		<category><![CDATA[marjinal]]></category>
		<category><![CDATA[metazori]]></category>
		<category><![CDATA[meyil]]></category>
		<category><![CDATA[rakı]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[çocukken &#8216;daldığımız&#8217; erik ağaçları vardı aklımda, komşuların bahçelerindeki. sonra onlar da silindi hafızamdan. ah ki aklımız o, bizim. biz ki, o aklımızla değerlendirip bedelleştiririz hayatı. bizimkisi artık &#8216;yaşamak sanatı&#8217; değil. yaşamak; yok pahasına. hattatın ve piyanistin o narin ellerinden dökülen nağmeler ve harflerin eşsiz müzikal tınılarla duvara çarpması. zanaatkârlık farklılıktır. üretmek başlı başına bizim işimiz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>çocukken &#8216;daldığımız&#8217; erik ağaçları vardı aklımda, komşuların bahçelerindeki. sonra onlar da silindi hafızamdan. ah ki aklımız o, bizim. biz ki, o aklımızla değerlendirip bedelleştiririz hayatı. bizimkisi artık &#8216;yaşamak sanatı&#8217; değil. yaşamak; yok pahasına. hattatın ve piyanistin o narin ellerinden dökülen nağmeler ve harflerin eşsiz müzikal tınılarla duvara çarpması. zanaatkârlık farklılıktır. üretmek başlı başına bizim işimiz. çocukken daldığımız erik ağaçları geldi aklıma. dolgun ve sulu. çalma sanatı. ince tuğlalı duvarların üstünden bir akrobat gibi kısa kollarımızla kendimizi dengede tutarak koşar adım ulaşırdık eriklere. dallara basma sanatı ve bir sanat daha; erikleri toplamak. erikleri alırken yaptığın eylem &#8216;toplamak&#8217;. toplarken yakalanırsan eğer buna &#8216;çalmak&#8217; denir. hırsızlık. aramızdaki birçok neslin yetişme şekli. hayat hırsızlığı. herkese güven, ama hiç kimseye güvenme.</p>
<p>güzümüzden çocukluk perdesi kalkıyor. yetişkinlerin sahnesine hoş geldiniz. *alkış* kimseye bir şey söyleme. götünü keserim. elindeki şekilsiz göt parçasını -ya da buna götünün sol lôbu diyelim (zira yaşam, ayrıntıda saklıdır)- alıp bir çantaya atıyor. bir çanta dolusu göt. sırtına alıp hasanpaşa ümraniye sapağından yukarı doğru çıkıyor. bosch&#8217;un yetkili bayisine gelmeden, bütün yetkisini bir çöp konteynırına satmak için sağdaki sokağa giriyor. sokağın sağ tarafını araçlar işgal ederek yayalara yol bırakmamış. modern karmaşaya kalıtsal türk yaklaşımı. mecburen araç yolundan yürüyor. yanından bir araç geçecek olurken sağa doğru yanaşıyor. kalçası bir arabanın aynasına çarpıyor. ayna yamuldu. kim ulan, bu arabanın sahibi. araba sahibi haldun bey bir süredir işe arabayla gitmiyor. benzine gelen coşkun zamlar ayağını pedaldan çekmek zorunda bıraktı, araba sahabesi haldun bey&#8217;i. araba sahabesi haldun bey. onu hepimiz tanırız. ‘sabah sekiz, akşam beş’e programlanmış, üst geçidi kullanmayarak vakit kazanan bir adam. işte işkolik gibi görünen, fakat mesai saatini bir saniye bile geçirmeden eve düz kros koşu yapan, haldun bey. daha da açıklamak gerekirse evli, iki çocuk babası ve bir de araba sahabesi, haldun bey. sanat, bazan çalmaktır. benzer yaşamlar, yaşanmaz görünse de en keyif veren serüvenlerdir. benzer yaşamlar. ben-zer. ben gibi. benden bir tane daha. katlanılmaz, ama gerçek. ama. sonrası hep acılı olan kelime. bağlaç. yaşamlarımız bir noktada &#8216;ama&#8217;yla bağlanmasa bile, bunu karşılayacak bir bağlaç olmasa bile, zincirleme yaşamlarımız. hayat: ötesi ölüm olan.</p>
<p>aklınıza gelebilecek birçok önemli şeyin başkaları tarafından hiç mi hiç önemi olmayan bir dünya. merhaba dünya. bu mevzuların nazarımca hiçbir ehemmiyeti yok. tek bir nefeste ağzından çıkan buydu. töresel olan hiçbir şey yoktu. götü çantayla birlikte konteynıra attı. alışılagelmiş, rutin bir hareket. dur. geriye dön. göt kesmek kimilerince anormal karşılanabilir. bu hususta sizlere hak vermeden geçemeyeceğim. amma ve lâkin –ama ve sonrası- içinde göt bulunan bir çantayı çöp konteynırına atmak normal. gayet normal. önemsiz, miadını doldurmuş, atık ve bu gibi şeyleri çöpe atmak pek alâ normal. normal olmayan o götü çöpe atmayıp onunla birlikte yaşamaktır.</p>
<p>yaşamın berisi. bizi ilgilendiren yegâne şey. sebepler ve sonuçlar. ayrıntılar. önemsiz olan her şey. birkaç harfin birleşimi. tehlikesiz gibi duran, varlığı hiçbir anlam ifade etmeyen her şey. mesela zübeyde hanım. varlığı milyarlarca insan tarafından bilinmeyen bir insan. çevresi bile onu tanımaz. haaa! o kadın mı… zübeyde hanım. zübeyde hanım, ‘o kadın’. çolpa zübeyde. köyde ona böyle derlerdi. şimdi şehirli zübeyde oldu. kimseler tarafından tanınmayan, yan komşunun bile isminden gayrı hakkında hiçbir şey bilmediği zübeyde hanım. neler yaptığı, ne düşündüğü kimsenin umurunda olmayan. kimse oturup da düşünmez mi &#8216;bu kadın ne yer, ne içer, nerelere gider&#8217; diye? bizim dikkatimizi çeken süslü cümleler, asortik giyimler ve marjinal hareketlerdir. yeni dünya. burada sıradan, harcıâlem, niteliksiz ve banal olan şeylerin ömrü kısadır. içki sofrasındaki çerez; rakıya meze. zübeyde hanım&#8217;a bu dünyada yer yok. öyleyse ne yapmalı? zübeyde hanım&#8217;ın bu sıradan yaşamına biraz daha derinlemesine bakmalı. sihirli bir değneğimiz yok. elimizde sadece olayların iç yüzü var. bir insanın bu yaşamın bir parçası olduğu gerçeği var. zübeyde hanım&#8217;ın 14 yaşında bir oğlu var. ertan. tam bir serseri. yetersiz kaldıysa &#8216;orospu çocuğunun önde gideni&#8217; de diyebilirsiniz. piçlik, bu çocuğun içine işlemiş. resimli sözlüklerde &#8216;piç&#8217;in karşısına ertan&#8217;ın vesikalığını koysalar, o kadar olur. ertan 6 yıl sonra onlarca insanın ve bu insanlara bağlı yüzlerce ve hatta binlerce insanın hayatını değiştirecek. ankara metrosunda patlayan canlı bomba. olayın nasıl cereyan ettiğini ve ardında bıraktığı hazin duyguları ne kadar anlatsak da geriye istatistikler kalacaktır. hallice kendimizi yormayalım. 28 kişinin ölümü. bütün suç zübeyde hanım&#8217;da olmasa da onun çocuğuna karşı olan umarsızlığı ve attığı dayaklar ileride böyle bir vahamete meyil vermişti. burada mübalağa yok. freudçuluk hiç yok. burada sadece gerçekler var. evde dayak yiyen çocuk bir türlü deşarj olmalıydı ve oldu. birçoğu olayın ideolojik yönünü merak edebilir, ama burada düşünsel olarak yapılan hiçbir şey yok. bu, hayattan öç alma meselesi. reflektif yönlendirmeler. etki ve tepki.</p>
<p>kravatımı boğazıma kadar çekip, düzeltiyorum. son görsel rütuşları da yaptıktan sonra tuvaletten çıkıyorum. veznenin önünden geçip turnikelere doğru ilerliyorum. dairedeyim. merhaba, günümün yarısı. selam sana, baldırları tokatlayan turnike. çağırma düğmesine bastıktan sonra asansörü beklemeye başlıyorum. amacım asansörü beklemek değil. asansörü beklemek rutin bir hareket. düşünmeye gerek yok. amaç bir önceki gün yaptığın bir hareketin etik olup olmadığı üzerine. insan dostunu döver mi? geçerli sebebi nedir. bu sebebin sınırı nedir? bir şey neye göre etiktir? peki, etik nedir? bir hayata kaç göt sığar? ben bunları düşünedururken, asansör geliyor.</p>
<p>sabırsızca beklenen sonlar bazen hiç gelmeyebilir. bazen, bazı şeyler bir anda bitiverir. bitiverir dediysem, bir film izlerken aniden elektriklerin gittiğini düşünün; bağlama çalarken telin kopması mesela; koşarken düşmek gibi biraz. huzur verici.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/metazori-meyiller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>eğer hava güzelse&#8230;</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/normandiya-cikartmasi/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/normandiya-cikartmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 19:31:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>biray gusta</dc:creator>
				<category><![CDATA[geçmiş zaman olur ki]]></category>
		<category><![CDATA[almanya]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[çuha]]></category>
		<category><![CDATA[dwight eisenhower]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[general]]></category>
		<category><![CDATA[meteoroloji]]></category>
		<category><![CDATA[normandiya çıkartması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=486</guid>
		<description><![CDATA[yağmur yağıyordu. hava günlerdir yağmurluydu. genç bir asker uçaksavar balonlarından oluşan engellere baktı: &#8216;neden kabloları kesip, allah&#8217;ın belası adayı batırmazlar ki!&#8217; dedi. 4 haziran günü saat tam 21:30&#8242;da kraliyet hava kuvvetleri&#8217;nin baş meteoroloğu, albay james n. stagg odaya girdi. duvarda asılı büyük bir avrupa haritasının önünde toplanmış olan generalleri selamladı. dar, haki parkalı adam &#8216;başlayın, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>yağmur yağıyordu. hava günlerdir yağmurluydu. genç bir asker uçaksavar balonlarından oluşan engellere baktı: &#8216;neden kabloları kesip, allah&#8217;ın belası adayı batırmazlar ki!&#8217; dedi.</p>
<p>4 haziran günü saat tam 21:30&#8242;da kraliyet hava kuvvetleri&#8217;nin baş meteoroloğu, albay james n. stagg odaya girdi. duvarda asılı büyük bir avrupa haritasının önünde toplanmış olan generalleri selamladı.</p>
<p>dar, haki parkalı adam &#8216;başlayın, albay&#8217; dedi.</p>
<p>&#8216;emredersiniz, komutanım.&#8217; albay, çok gizli (top secret) damgalı bir dosyayı açtı. &#8216;sayın komutanlar&#8217; diye söze başladı, &#8216;beklenmedik yeni gelişmeler var&#8230;&#8217;</p>
<p>meteoroloji dairesi birkaç saat önce hızla manş yönünde ilerleyen bir hava cephesi saptamıştı. planlanan saldırı için bölgedeki havanın geçiçi olarak açacağını öngörüyordu. mevcut hava koşullarındak bu düzelmenin 6 haziran sabahı erken saatlere kadar süreceği tahmin ediliyordu. bundan sonra, hava tekrar kötüleşecekti. bu iyi hava &#8216;aralığı&#8217; sırasında, rüzgarın azalacağı ve gökyüzünün açık olacağı tahmin ediliyordu.</p>
<p>&#8216;teşekkür ederim, albay.&#8217; subay selam verdi ve odadan ayrıldı.</p>
<p>general, çuha kaplı masanın etrafında toplanmış altı kişiye döndü ve &#8216;baylar, ne düşünüyorsunuz?&#8217; dedi.</p>
<p>balıkçı yaka kazaklı subay söz aldı &#8216;ben gidelim derim!&#8217;</p>
<p>hava kuvvetleri komutanı&#8217;nın çekinceleri vardı. &#8216;tam bir hava desteği sağlayabilmemiz için, gökyüzünün açık olacağı konusunda kesin bilgiye ihtiyacımız var.&#8217;</p>
<p>başkomutan düşüncelere dalmıştı. vereceği karar uluslararası kaderini belirleyecekti. pencerede yağmurun süzüldüğü cama baktı. harekatı zaten bir kez ertelemişti, bunu tekrar yapamazdı. &#8217;saldırı emrini vermek zorunda olduğumuza ikna oldum. hoşuma gitmese de başka seçeneğimiz yok.&#8217;</p>
<p>atmosfer koşullarında iyileşme öngören bir tahmine dayanarak, müttefik ordular başkomutanı general dwight david eisenhower üç milyon kişiyi insanlık tarihinin en büyük ve en iddialı askeri saldırısına gönderdi: operation overlord. nam-ı diğer normandiya çıkartması&#8217;na; avrupa kalesi&#8217;ne taarruza.</p>
<p>hava belirleyici etkendi. dört bin gemi, başarıyla normandiya&#8217;ya çıkartma yaptı.¹ önce fransızlar işgalden kurtarıldı; ardından ardennes&#8217;teki alman karşı saldırısı püskürtüldü ve mart 1945&#8242;te ren nehri geçildi. 7 mayıs&#8217;ta almanya teslim oldu ve avrupa&#8217;da savaş sona erdi.</p>
<p>bu hikayenin bizimle ne alakası var? bir alakası yok. ille de olmasını istiyorsanız buyurun: eisenhower türkiye&#8217;ye gelen ilk abd başkanı ve ayrıca kendisi türk ordusu hakkında &#8216;onları almanlara karşı savaşırken izlemek isterdim&#8217; demiş bir zat-ı muhteremdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>¹ the weather factor: how nature has changed history &#8211; erik durschmied</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/normandiya-cikartmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>camus ve varoluşsal yabancılaşma</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/camus-ve-varolussal-yabancilasma/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/camus-ve-varolussal-yabancilasma/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 08:20:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ekrem raci</dc:creator>
				<category><![CDATA[tecessüs]]></category>
		<category><![CDATA[albert camus]]></category>
		<category><![CDATA[bireysellik]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[nevrotik]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[varoluşçuluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=483</guid>
		<description><![CDATA[değerli dostumuz serpil ayteke&#8217;nin yabancılaşma yazısını okuduktan sonra, konu hakkında bir şeyler söylemek istedim. yazının bir forum cevabı niteliğinde olmaması için de kendine özgün bir giriş-gelişme-sonuç varyasyonu yaratmaya çalıştım. yine de  yazı serpil ayteke&#8217;nin &#8216;yabancılaşma&#8217; yazısının yavrusu olarak addedilebilir. camus &#8216;yabancı&#8217;sında &#8216;her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu&#8230; kendi kendimi seyrediyormuşum gibi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>değerli dostumuz serpil ayteke&#8217;nin <a title="yabancılaşma" href="http://evvelzamanicinde.net/2012/05/yabancilasma/" target="_blank">yabancılaşma</a> yazısını okuduktan sonra, konu hakkında bir şeyler söylemek istedim. yazının bir forum cevabı niteliğinde olmaması için de kendine özgün bir giriş-gelişme-sonuç varyasyonu yaratmaya çalıştım. yine de  yazı serpil ayteke&#8217;nin &#8216;yabancılaşma&#8217; yazısının yavrusu olarak addedilebilir.</p>
<p>camus &#8216;yabancı&#8217;sında &#8216;her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu&#8230; kendi kendimi seyrediyormuşum gibi bir hisse kapıldım&#8217; diyor. yani hayatın bir noktada bizi bağladığı, düzenin bize metazori ve seçenek bırakmadan sunduğu yaşam formunu anlatmaya çalışıyor. yaşamın toplumsal birlikteliğimiz, yaptıklarımız, duruşumuz, düşüncelerimizden öte bir yanı var. varoluşsal sorunlar. yaşamın manası. bir hayat ne kadar eder? ölçemiyoruz. bir yaşama kaç hikaye sığar? kestiremiyoruz. hangi zamanda ve nerede yaşadığımızın bir önemi yok. önemli olan yaşadığımız sürece nasıl varolduğumuzdur. ne kadar yaşadığımızın da bir ehemmiyeti yok. önemli olan yaşadığımız sürece neler yaptığımızdır.</p>
<p>ve ne kadar yaşarsak, ne yaparsak yapalım hepimiz ölüyoruz. gerçek yalnızlığı bize hissettiren mezarlıklara ve kendi tasvirimizce karanlığa gömülüyoruz. işte yabancılaşma tam da bu noktada başlıyor. toplumdan ve sosyal yaşamdan yabancılaşmanın altında yatan sorun varoluşsal kaygılar ve sorunlardan başka bir şey değildir. peki bu varoluşsal sorunlar durup dururken mi aklımıza geliyor? bizi ilgilendiren nokta da bu. zaten herkes öleceğinin farkında. ama kimse umursamıyor. düzene boyun eğenler yaşama savaşı içersinde bütün alt kişiliklerinden uzaklaşarak, modern zaman savaşçısı oluyor. düzene boyun eğmek istemeyenler de bir &#8216;amaç&#8217;, &#8216;dava&#8217; için yaşıyorlar. kendi nezdimde ampirik uğraşlarım sonucu vardığım sonuç bu insanların hayatlarında ve düşüncelerinde herhangi bir değişiklik olmadığı sürece varoluşsal kaygılara, nevrotik ve depresif hissiyata kapılma nisbetleri neredeyse yok gibi. en azından ben hiç rastlamadım. olay bu kişi tipleri dışında cereyan ediyor. bunlar daha çok yeni toplumun, nihilist-varoluşçu edebiyatın/felsefenin ve liberal ekonominin yarattığı kişilikler. toplumların ve tarihin bu kişilikleri ve kişilik (ve bazen kitlesel bir yabancılaşma halini bile alabiliyor) hastalıklarını yaratması 15. yüzyıla kadar dayanıyor. yabancılaşma ve bireysellik konusunu ele alıyorsak tarihi rönesanstan öncesi ve rönesanstan sonrası olarak, rahatlıkla ele alabiliriz. zira rönesansın gelmesiyle birlikte bilim ve sanat özgürlüğü ve bireyselliği keşfetti. gerçi &#8216;keşfetmek&#8217; burada yanlış olacaktır. çünkü rönesanstan önce de kilise yasalarıyla yaşayan avrupa&#8217;da birçok yazar, ressam ve düşünür özgürlükçü çalışmalar gerçekleştiriyorlardı. lakin bunlar topluma yansımadan örtbas ediliyor ve bu kişiler de ağır cezalara çarptırılıyorlardı. rönesanstan önce cezaların ağırlığı caydırıcı ve ürkütücüydü. rönesans kelime anlamı olarak &#8216;yeniden doğuş&#8217; demektir. yani eski roma ve grek anlayışının ve başarısının yeniden canlandırılmak istenmesidir, rönesans. rönesansın bazı temel anlayış ve algılayışları &#8216;insan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir&#8217;, &#8216;insanın faal olması onurlu bir şeydir&#8217; gibidir. böylece bu zaman zarfında, insan kendisini yeniden tanıyıp, kavramıştır. rönesansa kadar yoksulluk/fakirlik bir erdemlik iken (dini sınanıştan ötürü), sonralarda asıl erdemin zenginliğin faydalarından doğrulukla yararlanmak olduğu kanısına varıldı. böylece fırsatçılık doğmuş oldu. liberal sermaye de bu kıvılcımla hayat buldu. bireysellik ön plana çıktı. kişi yaşamı &#8216;ben ve diğerleri&#8217; olarak değerlendirmeye başladı.</p>
<p>yabancılaşma -kanımca- 15. yüzyıldan sonra kişilerin &#8216;potansiyel güç ve başarı&#8217; tutumuyla birlikte filizlendi. zira tüccarlar, düşünürler ve sanatçılar dışındaki, ekonomik olarak alt tabakada bulunan birçok insan kendilerini &#8216;başarısız ve işe yaramaz&#8217; olarak görmeye başladı. yaşamı, o zamanın modern yaklaşım ve karmaşasıyla sorguladı. bunun en güzel örneği de o zamanlardaki yoksul ailelerden çıkan birçok düşünürdür. böylece ortaya karma bir felsefe çıkmış oldu. varoluşsallık. ne paraya, ne de insanlara ihtiyacın vardı. hayatın her noktası ve yapılan her şey anlamsız ve saçmaydı, varoluşçuluğa göre. eğer düşünmen gereken bir şey varsa, o da kendindi. ve tarihte hiçbir düşünce etkileşim geçirmeden yaşayamamıştır. yaşayamaz da. devrim de tam anlamıyla budur. eskiyi yıkıp, yeniyi getirmek (bu da ayrı bir tartışma konusudur. not düşelim, unutmayalım).</p>
<p>ardından reform ve endüstri devrimiyle birlikte sosyal sınıflar yerli yerine oturdu. sanayileşme insanları belli noktalara yığmaya başladı. mesela erzurum&#8217;daki insan kalkıp istanbul&#8217;a geldi. farklı kültür ve coğrafyadan gelen insanlar bir anda kendilerini kocaman bir kalabalığın ve yaşama şavaşının içinde buldular. bu kaotik hava ve şehrin değiştirilemez &#8216;görev ve çalışma bilinci&#8217; altında birey öncelikle kendini unuttu. sonra bir boşluğa düştü. kimisi çalışmaktan, kimisi aradığını bulamamaktan, işsizlikten, bizim coğrafyamıza has depresyonlara girdiler. ve birçok ülkede, farklı coğrafyalarda da yaşananlar, bundan pek farklı değildi. i̇nsanların yaşadığı topraklardan uzaklaşmaları, uzun vadede değerlerini de kaybetmelerine sebep oldu. yeni düzen ve hızlı tüketim çağı birçoğunun mezarı oldu. eskiden ailemizin bize aldığı bir oyuncak çok değerliyken ve oyuncaktan öte neredeyse bizim arkadaşımız olabilecek kadar değerliyken, zamanla bunların bir saçmalık olduğunu öğrendik. ya da ölçüyü kuramadık. evet. sahip olduklarımız zamanla bize sahip olmaya başlıyorsa, bu yanlıştır. lakin canlı ya da cansız her şeyin bir değeri, hissiyatı vardır. bu yitirildiği ve denge kurulamadığı vakit bir oyuncağı sevmeyen çocuk, bir insanı, hatalarıyla birlikte bir insanı ne kadar sevebilir? etrafını &#8216;diğerleri&#8217; olarak gören bir insan kendine ne kadar değer verebilir? ve kendine değer vermeyen bir insan &#8216;yaşama&#8217; ne kadar değer verebilir? artık her şey onun için anlamsızdır. yaşadıkları, gördükleri, sahip oldukları, sahip olabilecekleri&#8230; bir söz bile anlamsızdır onun için. halbuki &#8216;hayat ne kadar anlamsız&#8217; sözünde bile bir anlam barınmaktadır.</p>
<p>camus ile başladık, yine onunla bitirelim: ölmeye yanaşmadığı sürece, insan yaşamayı seçiyor demektir.</p>
<p>yaşama olan umudumuz eksik olmasın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/camus-ve-varolussal-yabancilasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>biraz gam, biraz keder</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/biraz-gam-biraz-keder/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/biraz-gam-biraz-keder/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 08:11:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazım öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[öyküler/denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[albert camus]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[beyit]]></category>
		<category><![CDATA[cem sultan]]></category>
		<category><![CDATA[çöl gülü]]></category>
		<category><![CDATA[divan edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[enel hak]]></category>
		<category><![CDATA[gam]]></category>
		<category><![CDATA[hacet]]></category>
		<category><![CDATA[hallac-ı mansur]]></category>
		<category><![CDATA[hinduizm]]></category>
		<category><![CDATA[kays]]></category>
		<category><![CDATA[keder]]></category>
		<category><![CDATA[khaos]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[leyla ile mecnun]]></category>
		<category><![CDATA[maşuk]]></category>
		<category><![CDATA[mecnun]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[octavio paz]]></category>
		<category><![CDATA[rişi]]></category>
		<category><![CDATA[sülfür]]></category>
		<category><![CDATA[tagor]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[tırsi]]></category>
		<category><![CDATA[vedalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=353</guid>
		<description><![CDATA[doğum, ölüm, hasret, memnuniyetsizlik ve kelâm acı verir. rişi&#8217;ler, acıdan kaçmak için doğayla birleşir. vedalar&#8217;ın upanişadlarında &#8220;tanrı’yı tanımak için, kişinin kendisi ile kalbinin derinliklerinde gizli bulunan tanrı’nın aynı varlık oldugunu idrak etmesi gerekir. kişi, ancak bu şekilde ölümden kurtulur&#8221; der. ölüm, insanın ezeli düşmanı. ölümden kaçmak; rüzgârsız bir günde uçurtma uçurmak. sonsuzluk, uslanmaz bir ıstırap. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>doğum, ölüm, hasret, memnuniyetsizlik ve kelâm acı verir. rişi&#8217;ler, acıdan kaçmak için doğayla birleşir. vedalar&#8217;ın upanişadlarında &#8220;tanrı’yı tanımak için, kişinin kendisi ile kalbinin derinliklerinde gizli bulunan tanrı’nın aynı varlık oldugunu idrak etmesi gerekir. kişi, ancak bu şekilde ölümden kurtulur&#8221; der. ölüm, insanın ezeli düşmanı. ölümden kaçmak; rüzgârsız bir günde uçurtma uçurmak. sonsuzluk, uslanmaz bir ıstırap. insan bir defa uyandı mıydı, artık asla uyuyamaz. yaşamın her yanı acıdır. tagor şiirlerinde ne kadar yaşam ve varlık sevgisi doluysa da, mustarip bir çığlık vardır, sözcükleri arasındaki boşluklarda. &#8216;gecenin kızlarıdır yıldızlar&#8217; fakat &#8216;mavi göğsüyle gelir akşamlar&#8217;. gündüz ışığı gölgesiyle gelir ve can çekişir çöl gülleri.</p>
<p>insan gam, keder ve sülfürden yoğrulmuş. acı çekmeyi, acı vermeyi severiz. acı: sonsuz tenesmus. en mutlu anında bile gamın kendisini öldüreceğini bilen cem sultan da hiç olmazsa sevgilisinin elinden ölmenin hayalini kurar. ancak sevgilisinden &#8220;ölmüşe kasap gerekmez&#8221; cevabını alır:</p>
<blockquote><p>didüm cemi ğam öldiriser bari sen öldür</p>
<p>güldi didi kim ölmişe kassâb ne hâcet</p></blockquote>
<p>mâşukuna hasret olan tırsî, rakibini kıyma gibi doğramak için satır olmak ister:</p>
<blockquote><p>rakîbi kıyma kıyma itmek içün gördügüm yerde</p>
<p>didi hasret-keşi mânend-i sâtûr olmamuz yegdür</p></blockquote>
<p style="text-align: left;">korku eceli tez getirir. ömür beklemediğin bir anda, kıssayla bitiverir. kimselerin bilemediği o meçhul soru&#8230; biri çıkıp gerçekleri söylese, güz vaktindeki yapraklar gibi terk ederiz dallarımızı. yusuf atılgan&#8217;ın &#8216;adako&#8217;su varsa, beim de &#8216;dayako&#8217;m var. varoğlu! kays el mecnun&#8230; leyla&#8217;nın, çöl gülünün yokluğunda bulmuştur aşkı. objeler yok oldukça kays daha bir ben olmuştur. kays: varlığının efendisi; mecnun: yokluğun tanrısı olmuştur. aslında her şey yoklukta var olmuştur. mitolojide khaos boşluk, yokluk demektir. khaos düzenden önce gelmiştir. yani her şeyden önce yokluk vardı. sonra gaia ve uranos oluştu. öyleyse leyla, kays&#8217;ın yokluğuna armağan olsun.</p>
<p style="text-align: left;">var olmak için, önce yok olmayı bilmeli insan. camus &#8216;var olmak, kendini yeniden yaratmaktır&#8217; der. yok olmadan, var olunmaz. hallac-ı mansur 10. yy.&#8217;da &#8216;enel hak&#8217; dedi, asıldı; bir yüzyıl sonra mecnun &#8216;leyla&#8217; ile yaşadı. biri tanrıyı kendinde, diğeri karşısındakinde aradı. insanoğlu gerçeklerden (neticede bu da bir olgudur) çok fedakarlığı seviyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/biraz-gam-biraz-keder/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yabancılaşma</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/yabancilasma/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/yabancilasma/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 17:24:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serpil ayteke</dc:creator>
				<category><![CDATA[tecessüs]]></category>
		<category><![CDATA[baskı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[denek]]></category>
		<category><![CDATA[deney]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[logos]]></category>
		<category><![CDATA[miligram deneyi]]></category>
		<category><![CDATA[militarizm]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mitos]]></category>
		<category><![CDATA[nesne]]></category>
		<category><![CDATA[otorite]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[zimbardo deneyi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=471</guid>
		<description><![CDATA[yabancılaşma, en amiyane tabirle durum ve konumdan uzaklaşma, bir bakıma tutunamama durumudur. yabancılaşmanın &#8216;topluma yabancılaşma, ayak uyduramama&#8217; durumundan çıkıp kişinin &#8216;kendine yabancılaşma&#8217; haline geldiğini düşünüyorum. bireyler nitelikli kararlar veremediği için toplumsal auraya boyun eğiyorlar ve böylece öncelikle kendilerinden vazgeçmek zorunda kalıyorlar. kapitalizmin bireysellik anlayışını desteklemiyorum, ama sosyalizmin halk kitlelerine yönelik ve bireysel nitelik içermeyen sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>yabancılaşma, en amiyane tabirle durum ve konumdan uzaklaşma, bir bakıma tutunamama durumudur. yabancılaşmanın &#8216;topluma yabancılaşma, ayak uyduramama&#8217; durumundan çıkıp kişinin &#8216;kendine yabancılaşma&#8217; haline geldiğini düşünüyorum. bireyler nitelikli kararlar veremediği için toplumsal auraya boyun eğiyorlar ve böylece öncelikle kendilerinden vazgeçmek zorunda kalıyorlar. kapitalizmin bireysellik anlayışını desteklemiyorum, ama sosyalizmin halk kitlelerine yönelik ve bireysel nitelik içermeyen sosyal yapılanmasını bir noktada yanlış buluyorum.</p>
<p>antik yunan&#8217;da tartışılan logos ve mitos bu ayrıma çok güzel örnek olacaktır. logos, ing. &#8216;logic&#8217;ten gelen (daha doğrusu logos&#8217;tan türeyen latince kökenli bir kelime) &#8216;mantık&#8217; anlamındaki kelimedir. yani dünyayı akıl yürüterek kavrayış biçimidir. mitos ise, ing. mythology&#8217;den gelen (bu kelime de yine latince&#8217;den ingilizce&#8217;ye böyle geçmiştir) &#8216;mitoloji&#8217;ye dayanır bir kelimedir. i̇nsanların genetik bilgilerini ve kültürel, inançsal bilincini sağlayan mitostur. mitosu bir gericilik ve aklın etrafına çevrilmiş bir kalkan olarak görmek ve değerlendirmek yanlış olacaktır. eğer mitos olmasaydı her insan -her defasında- hayata sıfırdan (neandertaller gibi) başlardı. mantıksal değerlendirim ve görü ise mitosun oluşturduğu bir kavramdır. mitosu bu noktada &#8216;mistik algılama&#8217;dan uzaklaştırıp daha özgünce değerlendirmeliyiz. herhangi bir nesneye olan bakışımız bizim daha önce edindiğimiz bilgiler eşliğinde gerçekleşir. yani nesneleri bildiğimiz kadarıyla algılarız. öyleyse algıda atlanılan bir nokta vardır. değerlendiremediğimiz şeyleri yok sayamayız. estetik gibi mesela.</p>
<p>güzellik nedir? güzellik göreceli bir kavramdır, diyip de olayı tamamen hemzemin, yüzeysel bir konuma getirip plantoncu bir genellemeyle geçiştirmeyeceğim. güzellik şimdiye kadar edindiğimiz estetik kaygılardan ve empoze edilen &#8216;sapmaz&#8217; olgulardan oluşmuştur. görece konusunu ise şöyle açıklayabilirim; avrupa&#8217;da kelime her zaman yüce sayılmıştır. mesela mahkemede ifade verilirken &#8216;doğruyu, yalnızca doğruyu söyleyeceğime&#8230;&#8217; gibi bir ifadeyle sanıktan söz alınır. ve onun bu sözünden sonra söylediklerine kayıtsız şartsız inanılır (tabi avukatın antitezlerle bunları çürütmesi ya da olguların gidişatındaki yanlışı görüp olaya sonradan müdehale etmesi bunun dışında değerlendirilmeli). doğu&#8217;da ise sözün pek geçerliliği yoktur. olaylar daha farklı mantıklarla işler. kaba bir tabirle avrupa&#8217;da klasik düşünce, doğu&#8217;da ise romantik düşünce vardır, diyebiliriz.</p>
<p>yabancılaşma tam da bu noktada doğuyor. yani romantik sezişin, klasik sezişe boyun eğmesi. klasik düşünce tarzı aristocu bir mantıkla her şeyi şemalara ayırıp, akademik bir anlatımla bu şemalardan şaşılmaması gerektiğini gösterir. oysa klasik düşüncede estetik ve güzellik yoktur. klasik düşünce işleve bakar. bir arabayı şekil itibariyle değerlendirmez. motorunun torkunu, hacmini, ne kadar benzin yaktığını, rot-balans ayarını vs&#8230; göz önünde bulunduran bir yaklaşım sergiler. romantizm ise arabayı estetik açıdan değerlendirir. estetik değerlendirme nesnenin görsel cihetinde bulunur. i̇kisi de önemlidir. teknoloji klasik düşüncenin bir ağıdır. ve teknoloji yabancılaşmanın başlıca nedenlerindendir. sanayi devriminden sonra toplumların belli noktalarda yoğunlaşması ve düzensiz şehirleşmenin baş göstermesi gibi sorunlardan &#8216;yalnızlık&#8217; irdelenebilir. yalnızlığın ironik bir yanı vardır. büyük ve kalabalık şehirlerde insanlar kendilerini daha yalnız hissederler. kırsal ve nüfusun az olduğu yerlerde ise insanlar yalnızlık duygusundan yoksundur. tabii şunu da üzerine basa basa söylemeliyim ki; burada teknolojiyi değil, insanların teknolojiyi kullanış biçimini eleştirmeli.</p>
<p>psikolojik kavramların herhangi bir organik temeli yoktur. bu sebepten hiçbir psikolog &#8216;başarısız&#8217; olarak addedilmez. sosyal psikoloji ise psikolojinin alt dalı olmasına rağmen &#8216;klinik psikoloji&#8217;ye girdiğinden tıbbi deneylerle desteklenir ve bilime yatkındır. böylece sonuçları daha mantıksal ve mutlağa yakındır. bunlardan çarpıcı bir örnek &#8216;miligram deneyi&#8217;dir.</p>
<p>miligram deneyi insandaki &#8216;itaatkarlık&#8217; olgusunu araştırmıştır. savaşlardan sonra kişilerin sıkça söylediği &#8216;ben sadece görevimi yapıyordum&#8217;dan yola çıkılarak insanların nereye kadar itaat edecekleri ölçülmüştür.</p>
<p>denekler deneye girdiklerinde ya öğretmen ya da öğrenci olmak üzere kura çektiler; hileliydi elbette kura, öğretmen olacaklardı her halükarda. öğretmen rolünde yapmaları gerekense yandaki odada kelime çiftlerini ezberlemeye çalışan ve bir şok makinasına bağlanmış diğer deneğe yanlış yaptıkça elektrik vermekti. önlerindeki panelde 15 volttan başlayıp 450 volta kadar 15 voltluk intervallerle giden düğmeler vardı. yapılan her yanlışta verilen elektriğin dozu arttırılacaktı. bu arada öğrenci rolündeki denek kalbinden hafif bir rahatsızlığı olduğunu söylemekteydi, ki bu insan milgram&#8217;ın asistanıydı ve elektriğe bağlı değildi elbette.</p>
<p>deney başladığında öğrenci de yavaş yavaş yanlışlar yapmaya başladı (aslında öğretmenin duyduğu, teybe alınmış fiks bir skriptti). beşinci hatayı yapıp da 75 voltu yediği andan itibaren inlemeye, tuhaf sesler çıkarmaya; 150 voltta deneyden çıkmak için yalvarmaya; 180 voltta &#8216;artık acıya dayanamıyorum&#8217; diye bağırmaya başladı. öğretmen rolündeki denek panelin üzerinde &#8216;tehlike: yüksek gerilim&#8221; yazan yerlere geldiğinde ise öğrenci duvarlara vuruyor ve &#8216;beni bu odadan çıkartın&#8217; diye haykırıyordu. tabii öğretmenin karşısında kalbinden rahatsız olan bir insan olduğunu düşünüp vicdanen rahatsız olup tereddüte düşüp &#8216;artık bıraksam mı?&#8217; diye düşünmesiyle birlikte ona bilim adamları tarafından şu sözler söyleniyordu: lütfen devam edin, devam etmeniz çok önemli, devam etmeniz bu deney için çok mühim&#8230;</p>
<p>bu şartlar altında oradaki 40 denekten kaçı karşılarındakini öldürebileceklerini bile bile sonuna kadar, 450 volta kadar gittiler? ya da siz olsanız kaça kadar çıkardınız?</p>
<p>bu soru deney yapılmadan önce psikiyatristlere, psikoloji bölümü öğrencilerine sorulduğunda alınan cevap yüzde 1 civarında oldu. oysa, sizi ne kadar şaşırtır bilemiyorum ama, gerçeği yansıtan rakam yüzde 65 olacaktı. evet, 40 denekten 24 tanesi 450 volta kadar çıktılar. psikopat, sosyopat, sadist ruhlu insanlar mıydı, bunu yapanlar? hayır. girdikleri kişilik testleri hiç de öyle demiyordu. üstelik bu deney defalarca başka deneklerle, başka ülkelerde tekrarlandı, genelde yüzde 65 civarında dolaştı, ama yer yer yüzde 85&#8242;e bile çıktı sonuç. kadınlarla erkekler arasında itaat konusunda bir fark çıkmadığını da belirteyim.</p>
<p>bu deneyin gözlerimizin önüne serdiği &#8216;durumun gücü&#8217;dür. şöyle ki, hepimizde az ya da çok başkalarının davranışlarını onların kişiliklerine bağlama eğilimi var; kendi davranışlarımızı ise çok daha fazla durumsal nedenlere bağlıyoruz. 450 volta kadar çıkan insanları hasta ruhlu diye tanımlamak da bu hatanın içine düşmek olurdu, çünkü deneklerin itaat davranışları durumsal etkenlere göre değişiyordu. örneğin deney yale üniversitesi&#8217;nde değil de, şehrin içinde salaş bir binada yapıldığında otorite azaldığından itaat de azaldı; aynı şekilde gözetmenin odadan ayrılması, deneğin cezalandırdığı insanla aynı odada bulunması, onun elini tutması, emirleri telefondan alması gibi değişik durumlarda da yüzde 65&#8242;in altına indi, 450 volta çıkanların oranı. en önemlisiyse denekler yanlarında başka biriyle öğretmen rolünü üstlendiklerinde, ve yine milgram&#8217;ın asistanı olan diğer kişi şok vermeye devam etmeyi reddettiğinde itaat oranı yüzde 10&#8242;a kadar düştü. tek kişinin itirazının bile ne kadar çok şey fark ettirebileceğini bilmek önemli.</p>
<p>savaşta/askerlikte askerin komutanın emrine uyması gibi, gündelik hayatta da bilim adamının/doktorun emrine uyulur hale gelindiğinin, bilimin din gibi bir dogma haline gelmiş, itaat gerektiren, getiren bir kurum olduğunun da çıkarımlamasını yapmayı mümkün kılmış olan deney. otorite figürleri yeri geldiğinde din adamı, yeri geldiğinde komutan, modern toplumda ise bilim adamı olmuştur. etiketleyen psikolog ve pskiyatrlardan, ilaçlara karar veren doktorlara, bilimin yargısı/tanısı, sokaktaki insan tarafından sorgulanamaz haldedir. bu iktidar ve güçteki bilimin -beyaz önlüklü kişinin- gücüdür, bu deneyin bir diğer gösterdiği. o gücün nasıl kullanılabileceği, kullanıldığı ise bir diğer tartışmadır. ve şunu da belirtmeliyim; deneyden sonra deneklerin neredeyse hepsi hayatlarına kaldığı yerden devam edemedi, psikolojikleri bozuldu ve suçluluk hissiyle yaşadılar. özgüvenleri kırıldı ve psikolojik tedavi gördüler. bu noktada sosyal psikoloji deneylerinin etik yanı da tartışılır. sosyal psikolojinin de etik yanları tartışılır. sürü psikolojisi bireyin nitelik açısından kaybıyla sonuçlanıyor. sosyalizm sosyal psikolojiyi iyi analiz ediyor fakat bireysel özgürlüğü göz ardı ediyor. yaratıcılığın bittiği yerde sürü psikolojisi doğar. niteliğini kaybetmiş bir insan, kendini de kaybetmiştir.</p>
<p>söylediklerimi toparlayacak olursam; (1. şablon) mitos ve romantik düşünce birbiriyle bir bağıntı içindedir. (2. şablon) klasik düşünce ve logos da yine birbiriyle bir bağlantı içindedir. yabancılaşmanın 1. şablondan doğduğunu düşünüyorum. mealen: sana vaadedilen/sunulan hayatı yaşamak. devrimcilik değişim gerektirir (diyalektiğe de selam ederim), sürekli değişim. nasıl ki halen daha engizisyon mahkemeleri&#8217;nde adaleti aramıyorsak, bazı sosyalist tabuların da tekrardan değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum (böyle yapmanın doğru olduğunu söylemiyorum, haddime değil. sadece düşündüğümü söylüyorum). ki değişim teorik olarak görülmese de pratikte uygulamaya başladı. artık devrim de sıçrama yapmak için kendi sermayesini oluşturmaya başladı. yeni dünya bunu gerektiriyor.</p>
<p>kişilerin ve toplumsal ilişkilerin hastalıklı olduğunu düşünmüyorum. hastalıklı olan düşünceler. ve de nesneler. nesneleri değerlendiren ise hastalıklı düşünce olgularıdır. niteliksiz insan da &#8216;nesne&#8217; olmaktan kurtulamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/05/yabancilasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>futbolda şike, siyasette hilaf</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/04/futbolda-sike-siyasette-hilaf/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/04/futbolda-sike-siyasette-hilaf/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2012 14:18:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ekrem raci</dc:creator>
				<category><![CDATA[cihannüma]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah gül]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[aziz yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[futbolda şike]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[istifa]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ali aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyip erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[şike]]></category>
		<category><![CDATA[tff]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye futbol federasyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=448</guid>
		<description><![CDATA[türkiye futbol federasyonu’nun (tff) üç üst düzey yöneticisi -mehmet ali aydınlar (tff başkanı), göksel gümüşdağ (tff başkanvekili) ve lutfi arıboğan (tff başkanvekili)- şike krizi nedeniyle 2012 ocak sonunda istifa etmişlerdi. istifaların başbakan erdoğan ile gülen cemaati arasında derinleşen çatlakla  bağlantılı olduğu aşikar. tff başkanı aydınlar ve başkanvekilleri gümüşdağ ile arıboğan, şike yapmakla suçlanan futbol kulüplerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>türkiye futbol federasyonu’nun (tff) üç üst düzey yöneticisi -mehmet ali aydınlar (tff başkanı), göksel gümüşdağ (tff başkanvekili) ve lutfi arıboğan (tff başkanvekili)- şike krizi nedeniyle 2012 ocak sonunda istifa etmişlerdi. istifaların başbakan erdoğan ile gülen cemaati arasında derinleşen çatlakla  bağlantılı olduğu aşikar.</p>
<p>tff başkanı aydınlar ve başkanvekilleri gümüşdağ ile arıboğan, şike yapmakla suçlanan futbol kulüplerinin küme düşürülmesini önleyecek bir kural değişikliği önerisinin reddedildiği federasyon genel kurulundan birkaç gün sonra gerçekleşen istifaları için hiçbir sebep sunmamışlardı.</p>
<p>başbakan erdoğan&#8217;ın damadı (ve ayrıca skandala karışmış iki oyuncusu bulunan bir kulübün başkanı) olan gümüşdağ, geçen yıl şike skandalında gözaltına alınan futbol yöneticileri arasındaydı. neden sonra birkaç saatlik sorgulama sonrasında serbest bırakılmıştı.</p>
<p>bu raund&#8217;da erdoğan yenilgiye uğruyor. çünkü şike cezalarını 12&#8242;den üç yıla indiren yasa önergesi reddedilmişti. bu, reddedilecek türkiye futbol federasyonu kural değişikliğine de zemin oluşturmuştu. cumhurbaşkanı abdullah gül&#8217;ün fethullah gülen ile yakın olduğu sezilebilir ve tahmin edilebilir bir gerçek.</p>
<p>ancak erdoğan, gülen’i giderek sadece bir kıymet olarak değil, sorun olarak da görmeye başlamıştı. gülen’in hukuk sistemi ve polis içindeki yuvalanması, hareketi eleştirenlerin kendilerini çoğu zaman kemalist, ultra ulusalcı derin devleti ile ilişkili, anlaşılması güç ve tartışmalı ergenekon örgütüne dahil olma suçlamasıyla içeride/kodeste bulması ile sonuçlanıyor. ergenekon dalgası, kitlesel askeri tutuklamalara yol açtı ve türkiye’yi dünyanın en çok tutuklu gazeteci bulunan ülkelerinden biri haline getirdi. tutuklamalar, uluslararası eleştirilere yol açtı ve erdoğan’ı egoist ve totaliter bir şekilde resmeyledi.</p>
<p>gülen, belirtilen sağlık sorunları sebebiyle, fakat aslında islami bir rejimi savunduğu iddia edilen bir ses kaydı hasebiyle yargılanmaktan kaçmak için 1998’de türkiye’den ayrılmıştı. gülen, kayda alınan konuşmasında “adliyede, mülkiyede veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, bizim garantimizdir. istikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin, sistemin püf noktalarını bilmek, keşfetmek, aşmak lazım.  i̇ster mülkiyede çalışan arkadaşlarımız olsun, ister adliyede çalışan arkadaşlarımız olsun herkes için söz konusudur bu. sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitme. böylelikle bu kurumları dönüştürebilir ve islam adına daha faydalı olabilirler… ancak, koşulların kendi lehlerine dönmesini beklemelidirler… erkenden ortaya çıkmamalıdırlar,” diyordu. gülen 2006’da, laik devleti devirme suçlamasıyla gıyabında yargılandığı davadan beraat etmesine rağmen, türkiye’ye geri dönmek için hiçbir engeli bulunmasa da pensilvanya’da kalmayı tercih etti.</p>
<p>gül ve destekçileri, şike skandalına ilişkin soruşturmayı, türkiye’deki büyük temizliğin bir parçası olarak görüyorlar. şike skandalının organize suçla yakından bağlantılı büyük miktarda para ile ilişkili olduğunu savunuyorlar. son zamanlarda patlak veren ve medyaya sızan stratfor bilgileri de bu durumu doğrular gibi. stratfor türkiye analisti emre doğru&#8217;nun &#8220;erdoğan 2014&#8242;te yetkilerini genişleterek cumhurbaşkanı olacak ve gül&#8217;ü safdışı bırakacak&#8221; istihbaratı kafaları karıştırıyor. metnin devamında gül&#8217;ün de başbakanlık koltuğuna geçerek değiş-tokuş yapılacağı bilgisi verilse de bu tartışmaya açık bir konu.</p>
<p>tff üyelerinin çoğunluğu, küme düşmeyi en az 12 puanın silinmesi ile değiştirecek olan kural değişikliği önerisini, bu değişikliğin ancak şike skandalına ilişkin yasal sürecinden tamamlanmasından sonra yapılabileceği gerekçesiyle, reddettiler. gülen medyasının hedefinde bulunan cezaevindeki fenerbahçe başkanı aziz yıldırım ve kulübü, kulüp mevcut tff kuralları uyarınca küme düşme tehdidi altında olmasına rağmen, kural değişikliğine muhalefet edenler arasındaydı.</p>
<p>kimliğini saklı tutan birçok kişi şu kararda hemfikirdi: “fenerbahçe bunu bir onur meselesi olarak gördü ve ret oyunu verdi. kulüp suçsuz olduğuna ve mahkeme sürecinin bu durumu ortaya çıkaracağına inanıyor. küme düşmek ve uefa’nın avrupa kupalarında olmayacaklarını söylemesi sorun değil. ‘bu kararla bizi zaten suçlu yaptınız, o zaman neden küme düşürmüyorsunuz?’ diyorlar.” bu olaylardan birkaç ay sonra tff tarafından aklanan fenerbahçe yönetimi, &#8216;onur meselesi&#8217; olarak gördükleri cas&#8217;tan (uluslararası futbol tahkim kurulu) davayı geri çekmişlerdi.</p>
<p>başa dönelim: aydınlar, istifasının nedenine dair, “güven ortamının bulunmadığı, birçok kişi ve kurumun çıkarları nedeniyle etik dışı davranmayı mubah saydığı bir ortama daha fazla tahammül etme imkanım ortadan kalkmıştır. gelinen nokta; hayata bakışım, iş yapış biçimim, etik anlayışım ve dünya görüşümle tezat bir görüntü oluşturdu ve böyle bir sürecin içerisinde yer almayarak bazı şeylere dikkat çekebilmenin çok daha önemli olacağı kararına vardım,” açıklamasını yapmıştı.</p>
<p>aziz yıldırım, yazdığı bir mektupta “erdoğan’la hiçbir sorunum yok, erdoğan’la arama kimse giremez,” diyordu. bu sözleri ile gülen’e atıfta bulunuyor gibi görünüyor. fanatik gazetesi yıldırım’ın daha önce yaptığı bir söyleşide, üç defa “fenerbahçe atatürk’ün takımıdır ve öyle kalacaktır” dediğini aktarmıştı. görünen o ki, yıldırım yaygın şekilde, osmanlı’nın küllerinden muasır türkiye’yi yaratan atatürk’e karşı olarak değerlendirilen gülen’i, fenerbahçe’yi kontrol etmek için kendisini ortadan kaldırmak istemekle suçluyor.</p>
<p>erdoğan ile gülen arasındaki futbol mücadelesi, bir zamanlar ikisi arasındaki yakın ilişkinin soğumaya başladığı olaylar dizisinin sadece biri. gülen, erdoğan’ı i̇srail’in gazze şeridi’ne ambargosunu delmeye çalışan bir türk yardım gemisi olan mavi marmara olayında (2010) dokuz türk vatandaşını öldüren israil’e karşı takındığı sert tutum dolayısıyla da eleştirmişti.</p>
<p>gülen, başbakan’ı, askeri sivil denetim altına almayı başarmış olmasına, aralarında generallerin de bulunduğu yüzlerce subay darbe iddialarıyla tutuklanmış olmasına rağmen, türkiye’nin laik silahlı kuvvetlerine karşı fazla yumuşak davranmakla da eleştirmişti.</p>
<p>gülen’in erdoğan’ın 2015’te başbakanlığı bırakması ve cumhurbaşkanı olması ardından yerini gül’ün almasını istediğine inanılıyor. stratfor&#8217;a göre erdoğan cumhurbaşkanı&#8217;nın yetkilerini genişletecek. yeşil cenahta durumlar bu noktada. şike davası görünürde kısmen sonuçlansa da halen tamamlanmadı. peki ya başka bir alternatif olabilir mi? zayıf halk(a)lar düzene ortak olabilir mi? chp&#8217;nin etnik sorunları devam etmekte; yüzlerce franksiyona ayrılmış sol can çekişiyor; milliyetçi hareket &#8216;bar-bar&#8217; konuşuyor; yaratıcıları alperen ve ülkü ocaklarının çizgisinden çıktığını söylüyor; spk&#8217;lar gündemden uzak; dernek ve örgütler küçük düşünüyor, küçük oynuyor.</p>
<p>başka bir dünya yok mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/04/futbolda-sike-siyasette-hilaf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>türkiye&#8217;nin ruhu: cemil meriç</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2012/01/turkiyenin-ruhu-cemil-meric/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2012/01/turkiyenin-ruhu-cemil-meric/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 21:36:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazım öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[saniyede 24 kare]]></category>
		<category><![CDATA[bu ülke]]></category>
		<category><![CDATA[cemil meriç]]></category>
		<category><![CDATA[düşünür]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[fildişi kule]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ışık doğudan gelir]]></category>
		<category><![CDATA[jurnal]]></category>
		<category><![CDATA[kırk ambar]]></category>
		<category><![CDATA[mağaradakiler]]></category>
		<category><![CDATA[tercüme]]></category>
		<category><![CDATA[umrandan uygarlığa]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[bu vidyoda cemil meriç&#8217;in hayatı anlatılmıştır. tanımlamaya gerek yok; buyurun!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bu vidyoda cemil meriç&#8217;in hayatı anlatılmıştır. tanımlamaya gerek yok; buyurun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2012/01/turkiyenin-ruhu-cemil-meric/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ekonomik kriz, yahut &#8230;</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2011/12/ekonomik-kriz-yahut/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2011/12/ekonomik-kriz-yahut/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 11:50:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>serpil ayteke</dc:creator>
				<category><![CDATA[cihannüma]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[amerika birleşik devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[borsa]]></category>
		<category><![CDATA[dalga]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[döviz]]></category>
		<category><![CDATA[dünya bunalımı]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik kriz]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[fidel castro]]></category>
		<category><![CDATA[finans]]></category>
		<category><![CDATA[friedrich engels]]></category>
		<category><![CDATA[globalizm]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[karl marx]]></category>
		<category><![CDATA[körfez savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[revizyon]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği]]></category>
		<category><![CDATA[sscb]]></category>
		<category><![CDATA[yeni dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=338</guid>
		<description><![CDATA[dünya yeni yüzyıla emperyalizmle girerse insanlık yok olacaktı. emperyalizm üretmeden tüketmeyi, uyduruk ürünlerini üretmek için enerji ve doğal kaynakları tüketmeyi abartmıştı, abartıyor. dünya bunu kaldıramadı. 2000&#8242;li yıllarda emperyalizm yenilmezse kaynaklar yok olacaktı, açlık her yeri afrika gibi kasıp kavuracaktı. sonra&#8230; sonrası malum olmadı insanlığa. sscb, sosyalist blok derken revizyonist de olsa adı sosyalist olan bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>dünya yeni yüzyıla emperyalizmle girerse insanlık yok olacaktı. emperyalizm üretmeden tüketmeyi, uyduruk ürünlerini üretmek için enerji ve doğal kaynakları tüketmeyi abartmıştı, abartıyor. dünya bunu kaldıramadı. 2000&#8242;li yıllarda emperyalizm yenilmezse kaynaklar yok olacaktı, açlık her yeri afrika gibi kasıp kavuracaktı.</p>
<p>sonra&#8230; sonrası malum olmadı insanlığa. sscb, sosyalist blok derken revizyonist de olsa adı sosyalist olan bir sistem dağıldı. emperyalistler uzun yıllar zafer çığlıklarıyla inletti garbın ve şarkın afakını. marks ve engels&#8217;in kemiklerini sızlatacak kadar ağır laflar edildi. marksist olduğunu söyleyen bir çok kişi kapitalizmin ilericiliğini keşfetti. devrimlerin sürdüğü gelişmenin arttığı üzerine teoriler yapıldı. fakat kapitalist bunalımın nisbi rahatlamalar dışında sürekliliği bir gerçekti. bu gerçeğin genellikle finans hareketleriyle gizlendiği yeni sürece yeni sömürgecilik demiştik.</p>
<p><a href="http://evvelzamanicinde.net/wp-content/uploads/2011/12/küresel-kriz.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-347" style="border-style: initial; border-color: initial;" title="ekonomik kriz" src="http://evvelzamanicinde.net/wp-content/uploads/2011/12/küresel-kriz.jpg" alt="küresel kriz ekonomik kriz, yahut ..." width="605" height="300" /></a></p>
<p>1950-1990 yılları arasında 40 yıllık yeni sömürgecilik biçiminin tıkandığı o dönemde emperyalizmin ideologları tarafından sık sık dile getirilmeye başlanmıştı. &#8216;yeni dünya düzeni&#8217; belirlemesinin 1990-1991 körfez savaşıyla gündem olduğunu birçoğumuz anımsar. sosyalist bloğun dağılması ve revizyonist sistemlerin çöküşü sosyalizmin bitişi olarak dünyaya ilan edildiğinde emperyalistler yeniden nisbi rahatlığın rehavetine kapılmışlardı. yeni dünya düzeni dünyanın enerji kaynaklarına saldırmaya başlamıştı. saldırılan petrol havzalarıydı. dünyayı petrole ve petrol ürünlerine mahkum eden, yarattıkları üretim biçimiydi. bu kepazelik f. castro&#8217;nun 1990&#8242;da yayınlanan &#8216;dünya bunalımı&#8217; kitabında detaylı istatistiklerle anlatılmıştı. silahlanmanın ve savaş sanayinin dünyayı nasıl tükettiğini yazıyordu. dinlemediler. yeni bir kalkınma modelini parlatarak sundular. &#8216;üretmeden tüketmek&#8217;. sürdürebilir kalkınma ve globalizm safsatalarıyla &#8216;hizmet sektörü&#8217; diyerek tüketimi ilahlaştırdılar. büyümeyi silah sanayii, hizmet sektörü, borsa gibi gerçeklikle ilgisi olmayan alanların rakamsal açıklamalarına indirgediler.</p>
<blockquote><p>çokuluslu şirketler ve uluslararası finans kurumlarının empoze ettiği ölçülerle bu tür kalkınma, dünyaya ideal gibi sunuldu. doğal ne varsa ortadan kaldıracaklar. neo-liberalizm ve kapitalist globalizasyon kavramı, sermayenin büyük miktarlarda bir ülkeden diğerine, bir bölgeden diğer bölgeye transferini engelleyen tüm engellerin kaldırılması demektir. en zengin ve en gelişmiş ülkelerin yararına, çokuluslu şirketlerin elinde olan dünya pazarlarının azami ölçüde geliştirilmesidir. ileri teknoloji ve modern iletişim araçlarıyla yapılan borsa ve döviz işlemleri, gerçek ticari işlemlerden çok daha fazladır ve tek hedefi, hiçbir şey üretmeden, kendini zenginleştirmektir.</p></blockquote>
<p>diyor, fidel castro. bu tür kalkınma sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. kendilerinin de şaşkınlıkla izledikleri kriz sanal değil gerçektir (kaldı ki bazı sosyalist iktisatçılar bile bu krizi &#8216;her zamanki kapitalist bunalımlardan&#8217; olarak yorumluyorlar ve ciddiye almıyorlar). Yeni dönemde yeni dalgalar/dalgalanmalar beklenebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2011/12/ekonomik-kriz-yahut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hakikat</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2011/11/hakikat/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2011/11/hakikat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Nov 2011 22:47:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nazım öztürk</dc:creator>
				<category><![CDATA[tecessüs]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[çekirdek]]></category>
		<category><![CDATA[eflatun]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[mağara metaforu]]></category>
		<category><![CDATA[magma]]></category>
		<category><![CDATA[mütearife]]></category>
		<category><![CDATA[öz]]></category>
		<category><![CDATA[perspektif]]></category>
		<category><![CDATA[platon]]></category>
		<category><![CDATA[realite]]></category>
		<category><![CDATA[süje]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[her gün yüzlerce hayâl kurarsın ve hiçbiri gerçek olmaz. ama bir gün, bir gerçek yaşarsın, hiçbir hayâle sığmaz. kelime kökeni arapça hak/hakk&#8217;tan türeyen hakikat sözcüğüne dayanmakla birlikte gerçek, gerçeklik, doğruluk medlûlünde kullanılır. böyle kullanılır, fakat ikisi birbirini karşılamaz. karşılayamaz. zira farklı medlûlleri olan iki sözcük birbirine benzer olabilir, eşdeğer olamaz. &#160; gerçek/gerçeklik; beş duyu organımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div></div>
<blockquote>
<div>her gün yüzlerce hayâl kurarsın ve hiçbiri gerçek olmaz. ama bir gün, bir gerçek yaşarsın, hiçbir hayâle sığmaz.</div>
</blockquote>
<div>kelime kökeni arapça hak/hakk&#8217;tan türeyen hakikat sözcüğüne dayanmakla birlikte gerçek, gerçeklik, doğruluk medlûlünde kullanılır. böyle kullanılır, fakat ikisi birbirini karşılamaz. karşılayamaz. zira farklı medlûlleri olan iki sözcük birbirine benzer olabilir, eşdeğer olamaz.</div>
<p>&nbsp;</p>
<div>gerçek/gerçeklik; beş duyu organımız ile tahkik edilip tasdik edilebilir yahut çürütülebilir. gerçek gelir geçerdir. mütenavip ve nispîdir. farzı misâl, iki insanın bir vaka karşısındaki muhakemesi ve izahı farklı olabilir. bu gerçeğin anlamını yitirdiği anlamına gelmiyor. burada eflâtun&#8217;un devlet&#8217;indeki mağara eğretilemesini anımsamakta faide görüyorum.</div>
<p>&nbsp;</p>
<div>&#8220;<em>bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkûmdurlar. başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. içlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içeridekileri, duvarda gördüklerinin zahiri olduğuna ve gerçeğin dışarıda cereyan etmekte olduğuna inandırması imkânsızdır.</em>&#8220;</div>
<p>&nbsp;</p>
<div>yaşadıklarıyla ilgili diğer mahkumlara anlattığı her şey, zekâvetlerinde yalnızca gölgeler ve yankılar bulunan insanlara anlaşılmaz gelecek ve hoş karşılanmayacaktır. zira düşünce bir olgunun olanağı şamilindedir. demek ki &#8216;gerçek&#8217;, şartlar ve durumlar uygunluk gösterdiğinde değişebilir. ezcümle; gerçeğin mutlağı yoktur.</div>
<div>hakikat: zamane ayak uyduran, tekamül eden fakat başkalaşmayan. &#8216;gerçek&#8217;ten daha büyük, asla çürütülemeyecek, istintak edilemeyecek; her şeyi kapsayacak bir realitedir. gerçek bir volkandır; dahası bu patlamadaki etkilerdir. hakikat magmadır. esas olan nüve; bütünün bir parçası değil, ta kendisi. hakikat özdür.</div>
<p>&nbsp;</p>
<div>gerçek yaratılabilir. misalle, bir toplumun kendi normları, kendi gerçekleridir. bir gerçek başka bir toplumda kabul görmeyebilir. gerçek özünde bir hikâye barındırır. keza hikâyeleştirilebilir. hakikat yaratılamaz, türetilemez ve tekvin edilemez. o, zaten bir yerlerde var olandır. ona ancak ulaşılır. gerçek: mutlakiyetsiz bir doğru. mutlak: önergesiz, yargısız ve hüccetsiz. gerçek akıl ve mantıkla bulunur. hakikat ise usu ve mantığı kabul etmez. akıl; bodur, cimbakuka, çelimsiz bir manken; mantık, âmâ bir müşahit. akıl ve mantık iptizal ve tiryakiliktir. onlar hâtıralardan beslenirler. bir tavuğa bakarsınız ve aklınız size tüylü, yumurtlayan, uçamayan bir varlığı tanımlar. mantığınız ondan uzak durmanızı beyan eder. zira gagasıyla gözünüzü çıkartabilir. yani tavuk, idrakinizde daha önceden tanımlanmış bir varlıktan başka hiçbir şey değildir. güzel bir kadın, güzel bir kadındır; temayül edilebilirdir. güzellik bir mütearifedir. birçok kişinin bu güzel kadına (süjeleştirelim) alâka göstereceği de bir başka mütearifedir. uygun koşulları da sağladığımızı varsayarak: erkekler yan yana dizilip güzel kadına kendini anlatmaya başlıyorlar. hepsi en iyisinin kendi olduğunu ve yine ona en uygun kişinin de kendi olacağında hemfikir. bir diğer varsayımımız ise güzel kadının basarî ferasetini ve bidatını yitirmiş olması. bu koşullarda herkes aynı şeyi söyleyeceği için kadın kimseyi seçemeyecektir. böylelikle güzel kadın kimseye yâr olamayacaktır. oysa ki erkeklerden biri mütearifeye farklı bir perspektif geliştirebilseydi, kalan erkekler &#8216;diğerleri&#8217;, müteferrik bakış açısını yakalayan erkek ise güzel kadının âşığı olacaktı.</div>
<p>&nbsp;</p>
<div>ezcümle, tahayyül ve tefekkür ezbere dayalıdır. hakikat, etrafımızdaki mevcudiyet duvarlarını yıkmakla tebarüz ve tecelli edilebilir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2011/11/hakikat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>an meselesi</title>
		<link>http://evvelzamanicinde.net/2011/11/meselesi/</link>
		<comments>http://evvelzamanicinde.net/2011/11/meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 02:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ekrem raci</dc:creator>
				<category><![CDATA[öyküler/denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[dilenci]]></category>
		<category><![CDATA[lahza]]></category>
		<category><![CDATA[menkıbe]]></category>
		<category><![CDATA[yara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://evvelzamanicinde.net/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[adam yürüyor, nereye ve neden yürüdüğünü bilmeden. bir adım atıyor, bir adım daha. adamın gözlerinde cam vakti. nereye bir adım ve neden bir adım daha? yalnız, insanların yüzlerini görebiliyor yürürken. insanlar, yürürken yalnız görünüyor sokakta. sağ ayağını uzatıyor ileri. saçlarının her telini bir başka ayrıntıya savuran &#8216;kızıl saçlı&#8217; kadının koşarak yanından geçmesi, adamın âşık olmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>adam yürüyor, nereye ve neden yürüdüğünü bilmeden. bir adım atıyor, bir adım daha. adamın gözlerinde cam vakti. nereye bir adım ve neden bir adım daha? yalnız, insanların yüzlerini görebiliyor yürürken. insanlar, yürürken yalnız görünüyor sokakta. sağ ayağını uzatıyor ileri. saçlarının her telini bir başka ayrıntıya savuran &#8216;kızıl saçlı&#8217; kadının koşarak yanından geçmesi, adamın âşık olmasına sebep. bunun için, dönüp bakmıyor ardına ve sağ tabanının yere değmesinin verdiği rahatlıkla, sol ayağını uzatıyor ileri. yer tanrıçasına taparmış gibi, sanki bütün işi gücü yürümekmiş gibi yürüyor adam. insanlar bir adım daha büyüyor.</p>
<p>bir dilenci sarılıveriyor birden omuzlarına. metal nefesiyle ayininin sonunu fısıldarken dilenci, adam çoktan atmış oluyor diğer adımını. dilencinin yere kapaklanmasına aldırmıyor insanlar. adamın omzunda yüzlerce bozuk para ağırlığı, aldırmıyor. kentin meydanındaki saatin gonglarının duyulması, daha çok ilgilendiriyor onu. adımlarını gonglara göre atarken buluyor kendisini. saatine bakıyor. yine geri kalmış meret. fakat; insanın geç kalacak bir yeri olmadıktan sonra, farketmiyor saatinin geri kalması zamana, diye geçiriyor içinden. her gonga iki adım sığdırıyor. üçüncü gonga adadığı ilk adımla birlikte, tabanlarından yükselen bir ateş yığını, yakarak içini, dışarı atıyor kendisini. ateşin kutsal karanlığı bürüyor maddenin ağırlığını.</p>
<p>kıpkızıl karanlığın ritüeli: yürümek ibadeti.</p>
<p>unutmak nokta koymaksa, hatırlamak çengele asmaktır noktayı.</p>
<p>hatırlıyor. yürüdükçe bedenine yeniden kavuşmuş ve bastığı yeri yitirmekle ödemişti bunun bedelini. yerin güvencesini tamamen silip attığında kafasından, bir insan belirmişti hemen gerisinde. insan bir aynanın önünde. cinsiyeti çocuk. ayna düşlerinden büyük bir insan. adam ona doğru yürümüş ve aynanın öbür yüzü olmuştu. çocuk, karşısında geleceği görmeye dayanamadığından olacak, alaşağı etmişti hepsini. kırılan aynanın tuz-buz sesine karışmıştı bir haykırışın dizeleri: aynayı ben kırmadım, anne. fazla büyüktü. taşıyamadı kendisini. söyledim ya, ben kırmadım aynayı!</p>
<p>çocuk, sessizlikten yararlanıp, yerden topladığı geçmiş ve gelecek kırıntılarıyla yarattı şimdiki anı avuçlarında. ardından, bir keman yığınına geldi konuşma sırası: &#8216;sen kırdın, sen!&#8217;. yavaş yavaş yükseldi notaların tonu, azaldı kemanların sayısı. çift ses ve çok tiz bir nota, sinir bozmayacak kadar tiz. tek keman ve ardından kopan telin sesi, son notanın kırılması, kırılma notasının habercisi.</p>
<p>adam bilemiyordu. nasıl geçer bir uğursuzluğun ihaneti ya da bir yara, kaç mevsim yüzü görür en çok?</p>
<p>adam elinde olmadan bağıracaktı, göstererek çocuğu. hangi kulağın duyacağına aldırmadan: &#8216;ben aynaya dokunmadım bile! isterseniz ona sorun&#8217;. adamın eli oyuncak bir tabanca, işaret parmağı ise tabancanın namlusu. ses asılı kalacaktı bütün zamanlarda.</p>
<p>ve üçüncü gongun ikinci ve son adımını atmıyor adam.</p>
<p>olduğu yerde duruyor şimdi. gözleri, çocuğun durduğu yere bakınıyor hala. işaret parmağının ucunda, yere serili dilenci. dilencinin düşleri ince ve daha sonra kilitli gözlerinde bulunacak bir asilin parmak izleri. anlamıyor adam. her iki tarafından insanlar geçiyor. dilenciyi gösteren elinin alt üç parmağıyla kapattığı avucunda bir sızı hissediyor. sızıyor küçük bir kan damlası. avucunun içinde ayna kırıkları.</p>
<p>ve olduğu yerde duruyor bir adamla bir dilenci.<br />
bilinmiyor, hangisi ölü, hangisi diri. bir an ne kadar sürer, bilinmiyor.<br />
lakin; yine de aynalarda sevişiyor insanlar kendileriyle, okşayarak kenarındaki işlemeleri.</p>
<p>biliyorum. üzücü ama gidin lütfen. içinizin enkazında da canlı aramayı bırakın artık. her şey o an güzeldi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://evvelzamanicinde.net/2011/11/meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

